DEDEYE VERİLEN BİR YEMİN, 40 YAŞINDAN SONRA BAŞLAYAN SİNEMA YOLCULUĞU
Dedesine verdiği bir yemin sonrası 40 yaşından sonra sinema yolculuğuna başlayan Perto Aşireti liderlerinden Mehmet Emin Eren sanat yolculuğunu Ulus Gazetesi’ne anlattı. Keyifli ve ilginç bu sinema yolculuğunda “Ağa” olarak ünlenen Emin’in bu güzel hikayesini keyifle okuyacaksınız.
EĞİTİM TÜM DÜNYANIN SORUNU
Eğitim meselesinin yalnızca Türkiye’nin değil, tüm dünyanın en büyük sorunu olduğuna inanan usta oyuncu ve yapımcı Mehmet Emin Eren, çocukluk yıllarından itibaren sanatla iç içe büyüyen bir hayat hikâyesini anlattı. Entelektüel bir gazeteci olan babasının etkisiyle şiir, tiyatro, yazı ve görsel sanatlara erken yaşta ilgi duyan sanatçı, sanat sevgisinin aile içinde bilinçli olarak büyütüldüğünü söyledi. Bayramlarda şiirler okunan, okul müsamerelerinde sahneye çıkan bir çocukluk geçirdiğini ifade eden sanatçı, üniversite öğrencisiyken TRT’de yayınlanan ve Öztürk Serengil’in sunduğu “Gülünüz Güldünüz” adlı programa katılmasıyla hayatının bambaşka bir yöne evrildiğini anlattı.
TRT YARIŞMASINDAN VAZGEÇİŞ: “DEDEMİN SÖZÜNÜ KIRAMADIM”
Programda yaptığı Mansur Şeref, Aşık Veysel ve Ferdi Tayfur taklitleriyle jüriyi ve izleyicileri kendine hayran bırakan sanatçı, yarışmada son dört kişi arasına kaldı. Ancak tam bu sırada dedesinden gelen bir mektup, hayatının seyrini değiştirdi. Aşiret lideri olan dedesinin, tiyatro, sinema ve televizyona kesinlikle karşı çıktığını söyleyen sanatçı, “Dedem sağ olduğu müddetçe sanat yapmayacağıma yemin ettim” diyerek yarışmadan çekildiğini belirtti. O dönem arkadaşlarının bu kararını eleştirdiğini söyleyen sanatçı, dedesinin 117 yıl yaşamasıyla sinema hayalinin neredeyse yarım asır ertelendiğini ifade etti. Bu nedenle dünya sinema tarihinde nadir görülen bir şekilde, yaklaşık 40 yaşından sonra sinemaya adım attığını vurguladı.
İLK FİLM: “GÜLÜN BİTTİĞİ YER”
Sanatçı, sinemaya İsmail Güneş’in yönettiği “Gülün Bittiği Yer” filmiyle başladığını belirterek, bu filmde çocukluk kahramanı Cüneyt Arkın ile aynı seti paylaşmanın hayatındaki en büyük onurlardan biri olduğunu söyledi. Filmde askeri cezaevinde işkence görerek hadım edilen bir gencin hikâyesinin anlatıldığını belirten sanatçı, işkencenin ideolojisinin olmayacağını vurguladı, “Şiddet şiddeti doğurur. Sevgiyle büyüyen çocuk ise hayatı boyunca sever.”
GAZETELERİN MANŞETLERİNDEN DİZİ SETLERİNE
“Gülün Bittiği Yer”in ardından “Sınırı Çektik”, “Doz”, “Kurt Kapanı”, “Kız Kulesi Aşıkları”, “Bir Yıldız Tutuldu” ve “Dumanlı Yol” gibi projelerde yer alan sanatçı, özellikle “Dumanlı Yol” dizisindeki Şero Ağa karakteriyle geniş kitlelerce tanındı. Sinema sektörüne adım atmasıyla birlikte ulusal gazetelerin ön ve arka sayfalarında manşet olduğunu ifade eden sanatçı, hiçbir zaman şöhret hesabı yapmadığını belirtti.
“SİNEMAYI VAAZ KÜRSÜSÜ GİBİ KULLANDIM”
Sanatı bir tebliğ aracı olarak gördüğünü söyleyen sanatçı, şu ifadeleri kullandı, “İnsanlara kitap yazsam okuyan yok, vaaz versem dinleyen yok. O zaman duygularımı sinema yoluyla anlatayım dedim” dedi. Horasan kökenli, Ebu Müslim Horasani ve Baba Mansur Ocağı soyundan gelen bir aileye mensup olduğunu belirten sanatçı, İslam ahlakı ve medrese kültürüyle yetiştiklerini vurguladı. Bugüne kadar 50’ye yakın sinema filmi, dizi ve TV filmi yaptığını, bunların 15-16’sında başrol oynadığını aktardı.
DEV PROJELER: 1915 KERVAN VE İBRAHİM FİLMİ
Sanatçı, yapımcılığını ve başrolünü üstlendiği “006 Kaçış” filminin ardından, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük projelerinden biri olan “1915 Kervan” filmini 6,5 milyon dolarlık bütçeyle çektiklerini söyledi. Şu sıralar ise “İtrail” adlı yeni bir sinema filmi üzerinde çalıştıklarını belirten sanatçı, filmin yaklaşık 25 milyon dolarlık bütçeye sahip olacağını, 3 bine yakın oyuncu ve figüranın yer alacağını ifade etti.
“TOPRAK NAMUSTUR, SATILMAZ”
Filmde yalnızca Müslüman dünyaya değil, tüm insanlığa bir yüzleşme çağrısı yapılacağını belirten sanatçı, Filistin meselesine de değinerek şunları söyledi, “İnsanların birbirini öldürerek mutlu olması mümkün değil. Toprak namustur, parayla satılmaz” dedi. Ahlak vurgusunu sık sık yineleyen sanatçı, inancın yalnızca sözle değil, davranışla yaşanması gerektiğini dile getirdi. “Üç Oğul”, “Anne Sütü”, “Ana Sözü” gibi filmlerle aile bağlarını güçlendirmeyi hedeflediklerini söyleyen sanatçı, bu yapımların özellikle çocuklara izletilmesi gerektiğini vurguladı.
“TÜRK SİNEMASI SALON BULAMIYOR”
Türkiye’de sinema salonlarının büyük bölümünün yabancı şirketlerin elinde olduğunu belirten sanatçı, yerli ve milli filmlerin salon bulmakta zorlandığını ifade etti. Telif sisteminin olmamasını ise sektörün en büyük yaralarından biri olarak gösterdi.
CÜNEYT ARKIN ANISI
Sanatçı, Cüneyt Arkın ile dostluğunu da şu sözlerle anlattı; Çocukluğumun kahramanı Malkoçoğlu karşımdaydı. Çok entelektüel, çok vatansever bir adamdı. Arkın’ın çocukluk yoksulluğunun izlerini hayatı boyunca taşıdığını söyleyen sanatçı, ünlü oyuncunun tren kompartımanında mutlaka ekmek bulundurduğunu ve bunun ardında acı bir hikâye olduğunu gözyaşlarıyla anlattığını aktardı. Son olarak sanatçı, bugüne kadar küfürsüz, hakaretsiz, ahlaklı komedi ve dramlar üretmeye çalıştıklarını vurgulayarak, “Babamın Mirası” filminin milyonlara ulaştığını söyledi.
FERDİ TAYFUR İÇİN ANLAMLI ANMA
Türk müziğinin unutulmaz isimlerinden Ferdi Tayfur, düzenlenen anlamlı bir anma programıyla sevenleri tarafından saygı, rahmet ve özlemle anıldı. Sanatçının hafızalara kazınan eserleri, yaşamı boyunca savunduğu değerler ve Türk müziğine bıraktığı derin izler, etkinlik boyunca dile getirildi. Anma programında Ferdi Tayfur’un yalnızca bir sanatçı değil; aynı zamanda halkın acılarını, sevdalarını ve yalnızlığını sesiyle dillendiren güçlü bir anlatıcı olduğu vurgulandı. Onun şarkılarının kuşaklar boyunca dilden dile aktarıldığına dikkat çekilerek, Anadolu insanının duygularına tercüman olan bir sanatçının kolay yetişmediği ifade edildi.
“FERDİ TAYFUR BU TOPRAKLARIN SESİYDİ”
Programda yapılan konuşmalarda Ferdi Tayfur’un, arabesk müziği yozlaştıran değil; Onu halkın vicdanıyla, ahlakıyla ve kader anlayışıyla buluşturan isimlerden biri olduğu belirtildi. Şarkılarında gurbeti, yoksulluğu, alın terini ve umudu aynı potada eriten Tayfur’un, milyonların hayatına dokunduğu vurgulandı. Etkinlikte, Ferdi Tayfur’un eserlerinden kesitler sunulurken, salonda duygusal anlar yaşandı. Katılımcılar, sanatçının şarkıları eşliğinde zaman zaman hüzünlendi, zaman zaman geçmişe yolculuk yaptı.
KATKI SUNANLARA TEŞEKKÜR
Bu anlamlı organizasyonun hayata geçirilmesinde emeği geçen kişi ve kurumlara da teşekkür edildi. Ferdi Tayfur’un hatırasına yakışır bir anma gerçekleştirilmesini sağlayan organizasyon ekibine, sanatçılara, konuşmacılara ve programa katılım sağlayan tüm misafirlere şükran duyguları ifade edildi. Program sonunda yapılan açıklamada, “Ferdi Tayfur’u anmak, yalnızca bir sanatçıyı hatırlamak değil; bu toprakların duygusunu, sesini ve hafızasını yaşatmaktır” denildi.
“ESERLERİYLE YAŞAMAYA DEVAM EDECEK”
Ferdi Tayfur’un fiziken aramızda olmasa da eserleriyle yaşamaya devam edeceği vurgulanan etkinlik, sanatçının Türk müziğindeki yerinin hiçbir zaman doldurulamayacağının altını çizerek sona erdi. Katılımcılar, böyle anma programlarının yalnızca bir vefa borcu değil, aynı zamanda kültürel hafızayı canlı tutan önemli buluşmalar olduğuna dikkat çekti.
Kaynak:HABER MERKEZİ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.