Zafer Çam
Makam Ganimet Değil, Emanettir
Makam sahibi olmak, insanı üstün kılmaz.
Asıl mesele, o makamın hakkını verebilmektir.
Ey seçilmişler, iktidarda olanlar…
Unutmayın; makam bir ganimet değil, Allah’ın huzurunda hesabı verilecek ağır bir emanettir.
Ne var ki bugün siyaset, bazıları için halka hizmet etmenin değil; makam, nüfuz ve kişisel menfaat elde etmenin aracına dönüşebiliyor.
İşte siyaset tam da burada ahlakını kaybediyor.
Çünkü menfaatin hâkim olduğu yerde ahlak geri çekilir.
Oysa siyasetçinin asıl görevi; insanların canını, malını, namusunu, aklını ve neslini güvence altına almak, adaleti ve hukuku herkes için eşit kılmaktır.
Bir siyasetçinin gerçek karakteri, makam sahibi olduğu günlerde değil; çıkarlarıyla değerleri karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkar.
Dava adamı, makamını kaybetme pahasına doğrudan vazgeçmez.
Menfaat adamı ise makamını kaybetmemek için doğrularından, dostlarından, hatta dün savunduğu değerlerden bile vazgeçer.
Aradaki fark budur.
İslam’ın yönetim anlayışında makam, şahsi menfaat alanı değil, emanettir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”
(Nisâ, 4/58)
Peygamber Efendimiz de, “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.” buyurur.
Demek ki siyasetin temelinde iki büyük ölçü vardır:
Emanet ve adalet.
Makam isteyen insanın önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Bu makam bana ne kazandıracak?” değil…
“Ben bu makamla kimin hakkını koruyacağım?”
Çünkü milletin güveni, kamu malı ve insanların hakkı kişisel menfaatin malzemesi yapılamaz.
Menfaat siyaseti yalnızca siyasetçiyi değil, toplumu da çürütür.
Liyakatin yerini torpil, adaletin yerini çıkar, ehliyetin yerini akrabalık aldığında yalnızca insanlar mağdur olmaz; devlete olan güven de yara alır.
Ve siyaset yapan herkes şunu bilmelidir:
Makam değişir.
İktidar değişir.
Partiler değişir.
İttifaklar değişir.
Ama kul hakkı değişmez.
Yetimin hakkı vardır.
Fakirin hakkı vardır.
İşçinin hakkı vardır.
Çiftçinin hakkı vardır.
Devletin hazinesinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır.
O yüzden insanı yücelten koltuk değil, ahlaki duruşudur.
Gerçek siyasetçi, kendisine fayda sağlayanın değil, hakkı olanın yanında durur.
Kendi çevresinden biri yanlış yaptığında da “yanlış” diyebilir.
Çünkü alkışların arasında doğruyu söylemek kolaydır.
Asıl mesele, herkes sustuğunda hakkı söyleyebilmektir.
Bugün makam sahibi olanlar, o koltuğun kendilerine ait olmadığını unutmamalıdır.
Çünkü bir gün bütün siyasi kimlikler geride kalacak.
Koltuklar boşalacak.
Makamlar bitecek.
Kalabalıklar dağılacak.
Ve insan, Allah’ın huzurunda yalnızca yaptığıyla baş başa kalacak.
O gün ne makam kurtaracak, ne unvan, ne de etrafındaki kalabalıklar…
Sadece adalet, emanet ve amel konuşacak.
İşte bu yüzden siyasetin gerçek ölçüsü: “Ne kazanacağım?” değil,
“Hak için neyi göze alacağım?” olmalıdır.
Çünkü makam geçicidir…
Emanetin hesabı ise bakidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.