Aysel Ayşe Aygün Özer
Biz ne ara bu kadar tahammülsüz olduk?
Değerli Ankara Ulus Gazetesi okurları sahi biz ne ara bu kadar tahammülsüz olduk?
Birinin cümlesini tamamlamasını bekleyemiyoruz artık.
Trafikte biri önümüze geçse öfkeleniyoruz, markette sıra biraz uzasa sabrımız tükeniyor, sosyal medyada bizim gibi düşünmeyen birini gördüğümüzde hemen saldıracak bir cümle buluyoruz.
Sanki hepimizin içinde görünmez bir saat var ve o saat sürekli şunu söylüyor:
“Çabuk ol. Bekleme. Dinleme. Cevap ver.”
Oysa eskiden biraz daha beklerdik.
Bir kapının önünde misafir beklerdik.
Bir mektubun gelmesini beklerdik.
Birinin telefon etmesini beklerdik.
Bir büyüğümüz konuşurken sözünü kesmezdik.
Şimdi ise mesajımıza beş dakika içinde cevap gelmeyince kırılıyor, bir insanın iki cümlesini dinlemeye tahammül edemiyor, kendi fikrimizden başka bir fikre neredeyse hayat hakkı tanımıyoruz.
Belki de mesele yalnızca sabırsızlık değil.
Belki çok yorulduk.
Hayatın yükü ağırlaştıkça insanların birbirine ayırdığı sabır da azaldı. Herkes kendi derdinin içinde biraz daha sıkıştı. Kimi geçim derdinde, kimi aile derdinde, kimi geleceğin kaygısında, kimi de kimseye anlatamadığı bir kırgınlığın içinde.
Ve galiba en büyük yanılgımız şu oldu:
Kendi yorgunluğumuzu herkesin yorgunluğundan daha büyük sanmaya başladık.
Karşımızdaki insanın da bir hikâyesi olduğunu unuttuk.
Belki otobüste bize ters cevap veren insan sabahından beri ağlıyordu.
Belki markette önümüzde ağır ağır yürüyen yaşlı adamın evinde onu bekleyen hiç kimsesi yoktu.
Belki sustuğumuz için kızdığımız insan, aslında söyleyeceklerini defalarca içinde prova etmişti.
Biz ise hikâyeyi bilmeden hüküm verdik.
Çünkü artık anlamaktan önce tepki vermeyi öğrendik.
Birbirimizi dinlemek yerine birbirimize cevap yetiştiriyoruz.
Oysa insan ilişkilerinin en güzel tarafı haklı çıkmak değil, birbirini anlayabilmektir.
Belki bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru şu:
“Ben haklı mıyım?” değil; “Ben karşımdakini gerçekten anlamaya çalıştım mı?”
Çünkü tahammül, her şeye katlanmak değildir.
Tahammül; karşındaki insanın da senin kadar kusurlu, yorgun, kırgın ve insan olduğunu hatırlamaktır.
Belki biraz yavaşlamaya ihtiyacımız var.
Bir cümleyi sonuna kadar dinlemeye…
Bir cevabı vermeden önce iki saniye düşünmeye…
Bir insanı tek bir davranışıyla yargılamamaya…
Çünkü hayat zaten yeterince sert.
Hiç değilse birbirimizin hayatını biraz daha zorlaştırmayalım.
Ve belki bir gün yeniden birbirimize kızmadan önce durup sorabiliriz:
“Acaba onun da canı yanıyor mudur?”
Belki tahammül dediğimiz şey, tam da burada başlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.