Bahattin Demiray
Derdi olan neylesin
Ölüm gerçeği varken, ölüm ötesinde, ölümsüzlüğe inanmak, sonsuz sevgiliyle baş başa kalmaktır. Kalp açıldığında içinden çıkanlara, gözyaşıyla ve diliyle af dileyebilmek. Pişmanlıktan sonra doğruyu bulabilme marifeti, hata ve yanlışlarda sevgiliye sığınma bağlılığı. Aşk insanların sıkıntılarına, dertlerine, ilaç olma ile gecelerde gözleri pınar edebilme, her nefes alıp vermede onun varlığını hissederek düşünme. Ayakların kötülüklerden, haramlardan uzak sadece ona gittiğini bilmeli. Her görülenin canlı ve cansız ondan olduğunu bilmekti Gözün, kulağın, kalbin ve aklın ile kavrayıp bir hayat sunmasıydı sevgilinin sevgisi. Yapılan hatalara karşı rahmeti ile Nasuh tövbesini (işlenilen günahlara pişmanlık o günahları tekrar yapmama) hakkıyla yerine getirip gelmemizi istemesiydi… O’nu arzuladığını göstermek ancak ve ancak sevgiliden gelen her sıkıntıya katlanabilmekti…
Geçen her saniye biraz daha sevgiliye ya yakınlaştırıyor ya da, uzaklaştırıyor.
Hz. Pir Mevlana ise “Gerçeği bilerek ölen âşıklar, sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler… tatlı tatlı ölürler; bir başka şîve ile ölürler hâsılı; Melekler kıskanırken güzelliklerini, Ademoğulları gibi ölmezler onlar. Sen arslanlar da köpekler gibi kapının dışında mı ölürler sanırsın? Yolculukta ölen âşıkları karşılamaya pâdişah çıkar. Onlar ölmezler, gayb gözlerini açarlar. Âşık olmayanlarsa, kör ve sağır can verir gider! O ay yüzlünün ayak ucunda solar âşıklar, güneş gibi apaydın olurlar, birbirlerinin canına cân kesilenler, birbirlerinin aşkı ile ölürler. Gönüllerinde aşk suyu; su gibi ölürler. Âşıklar gökyüzüne kanat açarlar, münkirlerse cehennemin dibinde geberip giderler.
Geceleri sevgilinin derdiyle, korkusuyla, uyuyamayanlar korkusuzca huzur içinde ölürler…
Burada ota tapan öküzlerse eşek gibi çürür giderler. Sevgilinin bakışına kapılanlar, güle oynaya feda ederler kendilerini o bakışa. Pâdişah onları kucağına alır, bağrına basar. O bakışa kul köle olan, hor hakîr bir halde ölmez.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Mustafa’yı arayanlar Ebu Bekir gibi Ömer gibi ölürler… Ölüm yoktur âşıklara…
Ben bu sözleri öylesine söyledim.
Ey Şems! Pâdişahım!
Seni inkâr eden ölmez sadece
Gerçeği bilmeyen kalbi kararır ,kapkara kalbi ile kapkara gider.
Ey Hak âşığı! Sen güzellik Yûsufusun. Bu dünya da bir kuyu gibidir. Allâh’ın takdirine şikâyet etmeden boyun eğmek, sabretmek ise seni kuyudan çıkaracak, kurtaracak iptir. Ey dünya kuyusuna düşmüş olan Yûsuf! İp uzandı, onu iki elinle sıkıca tut. İpten gafil olma ve yakalamışken bırakma; çünkü ömür tükendi, akşam oldu” demiştir.
Dört şeyi yapan dört şeyden mahrum kalmaz:
1- Şükreden, nimetin artmasından,
2- Tevbe eden, kabulden,
3- İstihare eden, hayırdan,
4- İstişare eden, doğruyu bulmaktan, hakikate ulaşmaktan mahrum olmaz.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde, bu sırada kaldığı otağda görevli Mısırlı bir cariye vardır ki, Selim Han sabah çıkınca, geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor...
Bu cariye Yavuz Sultan Selim Hanı görür görmez âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk!.. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı, diğer tarafta basit bir cariye... “Derdi olan neylesin?”
Cariye aşkı dayanılmaz, kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Padişaha açılmaya karar verir. Lâkin düşüncesi koca sultanın karşısına çıkma cesareti bulamaz.
Düşünür, taşınır ve bir yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Bir not yazarak Selim Hanın yatağına bırakır. Notta sadece üç kelime yazılıdır:
“Derdi olan neylesin?”
Akşam gelince notu gören Selim Han, bunun, çadırını süpüren cariyeye ait olduğunu anlar ve kâğıdın arkasına cevabını yazar:
“Derdi neyse söylesin.”
Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Cariye temizlik için çadıra geldiğinde kaparcasına kâğıdı alıp heyecanla okur. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip önceki notunun altına şu cümleyi eklerken..
“Korkuyorsa neylesin?”
Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar:
“Hiç korkmasın söylesin!”
Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir! Aşkını o akşam halifeye söyleyecektir. O gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip beklemeye başlar...
Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariye hemen ayağa kalkar. Selim Han
“Buyurunuz, sizi dinliyorum” deyince, cariye bütün cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur. Heyecandan kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle
“Efendim...” der. “Cariyeniz...” ve cümlesini tamamlayamadan “Allah!” diye feryad ederek yığılıp kalır. Selim Han da çok hislenmiştir. Gözyaşlarını silerek etrafındakilere şöyle der:
“Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.”
"Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, bu gibi kimseler, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyilerle birliktedir. Onlar ne güzel arkadaştırlar."(Nisâ, 4/69);
"Allah'ım! Senden, sana kavuşacağına inanan, senin kazana razı olan ve senin lütfettiğine kanaat eden bir nefs-i istiyorum".
Selam ve duayla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.