Aysel Ayşe Aygün Özer

Aysel Ayşe Aygün Özer

Gençler neden geleceği değil, bugünü planlıyor?

Bir zamanlar gençlere “Beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun?” diye sorulurdu.

Şimdi aynı soruyu sorduğumuzda, birçok gencin önce bugünü hesap ettiğini görüyoruz.

“Bu ayı nasıl geçireceğim?”

“Bu iş ne kadar daha devam eder?”

“Biraz para biriktirebilir miyim?”

“Evlenirsem nasıl bir ev tutarım?”

“Araba almak artık gerçekten mümkün mü?”

Ve belki de en düşündürücü soru:

“Bütün bunlar için daha ne kadar beklemem gerekiyor?”

Gençlik, insanın geleceğe en çok inanması gereken dönemdir.

Hayal kurmak, meslek seçmek, kendi ayakları üzerinde durmak, bir evin anahtarını cebine koymak, ailesini kurmak, dünyayı görmek…

Bunların hepsi gençliğin doğal hayalleridir.

Fakat bugün gençlerin önündeki mesele yalnızca bir meslek edinmek değil.

O mesleğin onlara nasıl bir hayat sunacağını da düşünmek zorundalar.

Üniversite bitiyor.

Diploma alınıyor.

Sonra iş arayışı başlıyor.

İş bulunduğunda başka bir hesap başlıyor:

“Bu maaşla nasıl bir hayat kurabilirim?”

Çünkü bir iş sahibi olmak ile geleceğe güvenle bakabilmek artık aynı şey değil.

Çalışmak elbette önemli.

Eğitim elbette önemli.

Çaba göstermek elbette önemli.

Ama genç bir insanın bütün bunları yaptıktan sonra hâlâ “Ben kendi hayatımı kurabilecek miyim?” diye düşünmesi, üzerinde durmamız gereken bir mesele.

Burada gençleri suçlamak kolay.

“Çalışsınlar.”

“Çaba göstersinler.”

“Kendilerini geliştirsinler.”

Elbette geliştirsinler.

Ama bir toplumun gençlerine yalnızca sorumluluk yüklemek yetmez.

Onlara fırsat da vermek gerekir.

Çünkü gençlik sadece sınavlardan, diplomalardan ve iş başvurularından ibaret değildir.

Gençlik aynı zamanda geleceğe dair bir tasarı kurabilmektir.

Bugün birçok genç için uzun vadeli plan yapmak yerine kısa vadeli hedefler daha gerçekçi görünebiliyor.

Bir ev almak yerine kirayı karşılamak…

Büyük birikim yapmak yerine ay sonunu geçirmek…

Yıllar sonrasını planlamak yerine önündeki birkaç ayı hesaplamak…

İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken değişim belki de burada.

Çünkü gençlerin hayallerini küçültmesi, yalnızca onların kişisel meselesi değildir.

Bir ülkenin geleceği, gençlerinin kurabildiği hayallerin genişliğiyle de ilgilidir.

Bir genç kendisini yalnızca “geçinmeye” hazırlıyorsa, biz ondan geleceği değiştirmesini nasıl bekleyeceğiz?

Bir genç yıllarca okuyup sonunda yalnızca “Bir işim olsun yeter” noktasına geliyorsa, burada sadece gencin değil, sistemin de kendisine bakması gerekir.

Üstelik mesele sadece para değil.

Gençlerin geleceğe dair kararlarını etkileyen eğitim, istihdam, konut ve yaşam maliyetleri gibi pek çok başlık var.

Ve bütün bunların ortasında bir kuşak büyüyor.

Onlara sürekli “Geleceğimiz sizsiniz” diyoruz.

Peki sonra dönüp şu soruyu kendimize soruyor muyuz?

“Biz onların geleceğine ne hazırlıyoruz?”

Çünkü gençlerden umutlu olmalarını istemek kolaydır.

Asıl mesele, umut edebilecekleri bir zemin oluşturabilmektir.

Gençler ülkeden, hayattan ya da gelecekten vazgeçmek zorunda kalmasın.

Hayal kurmak onlar için lüks olmasın.

Bir ev sahibi olmak ulaşılmaz bir hikâyeye dönüşmesin.

Eğitim almak, karşılığını bulacağına dair bir umut taşısın.

Çalışmak, yalnızca günü kurtarmanın değil, yarını kurmanın yolu olsun.

Çünkü gençler geleceği planlamıyorsa, onlara sadece “Neden plan yapmıyorsunuz?” diye sormak yetmez.

Belki de önce şu soruyu sormalıyız:

“Geleceklerini planlayabilecekleri bir ülke bırakıyor muyuz?”

Bir ülkenin en büyük sermayesi yalnızca fabrikaları, yolları ya da ekonomik kaynakları değildir.

Gençlerinin hayalleridir.

O hayaller küçüldüğünde, kaybettiğimiz yalnızca bir neslin beklentileri olmaz.

Bir ülkenin yarına dair ihtimali de küçülür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aysel Ayşe Aygün Özer Arşivi