Maskelerin ülkesi

Bu ülkede iki tip maske var derler.

Aslında belki ikiden de fazladır ama en çok göze çarpanlar iki uçtur. Gürültüyü onlar çıkarır, faturayı ise herkes öder.

Bir kesim var; dili hep dindar, hayatı bambaşka.

Söylemleri ile yaşamları hiç bir birine uymaz.

Kuran der ama hayatının içine koymaz, adalet sayfasını açmaz.

Namaza koşar, kul hakkından kaçmaz.

Fakirlik edebiyatı yaparken Karun gibi yaşar.

Hacca gider, döndüğünde içindeki kibri bırakamaz.

Ramazan’da en ön safta iftardadır ama sofraya otururken açın hâlini düşünmez.

Haramı helal gibi yaşar, sonra da “Ben Müslümanım” diyerek konuyu kapatır.

Öteki kesim ise dinle arasına kalın duvarlar örer.

Oruç tutmaz, tutana da tahammül edemez.

Camiye gitmez, gidenle alay eder. Kurban ibadetini anlamaz, inanana gerici der.

Ezanı tartışma konusu yapar.

İşin içinden çıkamadığı yerde bir ağızdan “Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün askerleriyiz” sloganına sarılır.

Atatürk’ü anlamaktan çok, adını bir zırh gibi kullanır.

Oysa ne din bir maskedir, ne de Atatürk bir siper.

İkisi de sorumluluk ister.

Din; önce insan olmayı, adil olmayı, kul hakkından titremeyi emreder.

Ama bizde işler çoğu zaman tersine döner.

İçki içilir “özgürlük” denir, hırsızlık yapılır “sistem” denir, taciz edilir “yanlış anlaşıldım” denir.

Öte tarafta torpil yapılır “kader” denir, kul hakkı yenir “nasip” denir. Herkes kendi mahallesinin günahına mazeret bulur.

Suç hafifse marş söylenir.

Suç ağırsa değerlerin arkasına saklanılır.

Durum vahimse ya dini ya da Atatürk’ü öne sürüp hesap vermekten kaçılır.

Oysa mesele çok basit: Ahlak, kimliğin önünde gelmeli.

Bu ülkenin yükü dindarından ya da sekülerinden değil; samimiyetsizinden ağırlaşıyor. İnandığını yaşamayanla, inanmadığına saygı duymayan aynı terazinin iki kefesi aslında. Gürültüleri farklı, yöntemleri farklı ama sonuç aynı: Güven aşınıyor.

Belki de artık sloganlardan, maskelerden, mahalle sadakatinden yorulduk.

Belki de bu toprakların ihtiyacı; daha çok bağıranlar değil, daha çok dürüst olanlar.

Çünkü bir ülkeyi ayakta tutan ne sadece minarelerin gölgesi ne de anıtların heybetidir.

Bir ülkeyi ayakta tutan, insanının vicdanıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi