Zafer Çam
Atatürk’e sığınarak temize çıkamazsınız
Bu ülkede garip bir alışkanlık var…
Herkes bir şeyin arkasına sığınıyor.
Kimi “vatan, bayrak, ezan, Kur’an” diyerek kendini dokunulmaz sanıyor,
kimi de Atatürk’ün adını diline dolayarak hesap vermekten kaçıyor.
Geçen gün yazdığım yazıya gelen yorumlarda denildi ki:
“Bir de Atatürkçüyüm, cumhuriyetçiyim diyenleri yaz…”
Yazalım.
Hem de açık açık yazalım.
Bu ülkede “Atatürkçüyüm” diyen herkes Atatürkçü değil.
“Cumhuriyetçiyim” diyen herkes cumhuriyetin ne demek olduğunu bilmiyor.
Nasıl ki İslam’ı bilmediği gibi
Müslüman; adalet demekti.
Müslüman; kul hakkına el uzatmamak demekti.
Müslüman; Milletin malını kendi malı gibi görmemek demekti.
Büyün Müslümanım diyenle haram yiyenin ne farkı var.
Birde Atatürk’ün, cumhuriyetin arkasını sığınıp hırsızları savunalar.
Peki, bugün Atatürk’ü ağzından düşürmeyenler ne yapıyor?
Halkın emanet ettiği makamları kişisel çıkar kapısına çevirenler…
Devletin imkânlarını eşe dosta dağıtanlar…
İhalelerle, torpillerle, kayırmalarla düzen kuranlar…
Otel odalarında genç kızlarla kalanlar.
Yetimin emanetini yandaş partizanlarıyla paylaşanlar.
Sonra çıkıp bir de “Atatürk’ün partisiyiz” diyerek kendini temize çıkarmaya çalışanlar…
Kusura bakmayın ama bu millet artık bu masalları yemiyor.
Çünkü mesele ne Atatürk’tür, ne din, ne ideoloji…
Mesele karakter meselesidir.
Bir insan hırsızsa; küçük kızlara tecavüz ediyorsa, ister sağcı olsun ister solcu, ister dindar geçinsin ister Atatürkçü…
Hırsız, hırsızdır tecavüzcü, tecavüzcüdür.
Bir insan kul hakkı yiyorsa; ister “Allah” desin ister “cumhuriyet” desin…
Değişen hiçbir şey yoktur.
Ama biz ne yapıyoruz?
İşimize gelince görmezden geliyoruz.
“Bizimkiler yapıyorsa vardır bir bildiği” diyoruz.
Kendi tarafımızdaki yanlışı savunmak için bin dereden su getiriyoruz.
İşte çürüme tam burada başlıyor.
Bakın açık söyleyeyim: Bu ülkede en büyük sorun kötü yöneticiler değil…
Kötüyü bile bile savunan kör taraftarlık.
Takım tutar gibi parti tutuluyor.
Adalet değil, aidiyet belirleyici oluyor.
Doğruya doğru diyemeyen, yanlışa yanlış diyemeyen bir kitle oluşuyor.
Ve sonuç?
Hırsızlık normalleşiyor.
Yolsuzluk sıradanlaşıyor.
Liyakat yerini sadakate bırakıyor.
Sonra da herkes dönüp birbirini suçluyor.
Hayır!
Bu düzeni sadece siyasetçiler kurmadı.
Bu düzeni sessiz kalanlar, görmezden gelenler, “bizden” diye savunanlar büyüttü.
Buradan açıkça söylüyorum: Hiç kimse bir değerin arkasına saklanarak temize çıkamaz.
Ne din sizi aklar…
Ne Atatürk’ün adı…
Ne de bir parti kimliği…
Eğer yetimin hakkını yiyorsanız, eğer fakirin ekmeğini elinden alıyorsanız,
eğer bu milletin emanetine ihanet ediyorsanız…
Adınızın önünde hangi sıfat olursa olsun, siz sadece haksızsınız.
Artık bu milletin şunu öğrenmesi gerekiyor: Partiler kutsal değildir.
Liderler dokunulmaz değildir.
Hiç kimse eleştirinin üstünde değildir.
Sığındığınız Atanıza nutuk atmak değil, hırsızı savunmak değil.
Gerçek dindarlık lafla değil, kul hakkı yememektir.
Eğer gerçekten bu ülkeyi seviyorsak…
Önce kendimize dürüst olacağız.
Önce “bizimkiler” demeyi bırakacağız.
Önce yanlış kimden gelirse gelsin karşı duracağız.
O zaman bu ülke düzelir.
Yoksa…
Herkes bir şeyin arkasına sığınmaya devam eder, ama hiçbir şey değişmez.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.