Ramazan bereket ayı mı, vicdan sınavı mı?

Bir Ramazan’a daha giriyoruz.

Her yıl aynı hazırlık…

Camiler temizlenir.

Halılar yıkanır. Mahyalar asılır.

Marketler kampanya afişleriyle dolar etiketler şişirilir.

Manavlar, kasaplar zamla hareketlenir.

Fırınlar ise “Ramazan pidesi” tabelasını asarken fiyat listesini yukarı çeker.

Adı bereket ayı.

Ama nedense ilk hissettiğimiz şey bereket değil, zam oluyor.

Raflardaki etiketler yükseliyor.

Temel gıda ürünleri bir gecede artıyor.

“Talep arttı” deniliyor.

Sahi, vicdanın da talebe göre fiyatı mı değişiyor?

Ramazan; paylaşma ayıdır deriz.

Peki kim, neyi, ne kadar paylaşıyor?

Bugün büyük sofralar kuruluyor.

Gösterişli iftar organizasyonları yapılıyor.

Beş çeşit, on çeşit yemekler hazırlanıyor.

Fotoğraflar çekiliyor, sosyal medyada paylaşılıyor.

Ama aynı şehirde, aynı sokakta, mutfağında tencere kaynamayan insanlar var.

Ramazan, fakirin, yetimin, yoksulun, yolcunun hakkını gözetme ayıdır.

Sadece sadaka vermek değil; hakkı gözetmek ayıdır.

Adaleti hatırlamak ayıdır.

Kuran’ın indiği dost doğru yolun başlangıç ayıdır.

Fakat biz Ramazan’ı, yardımı bile gösterişle süslediğimiz bir döneme çevirdik.

İftar çadırları kuruluyor.

Siyasi şovcular yerini alıyor.

Kameralar hazır.

Mikrofonlar uzatılmış.

Yardım kolisi verilirken objektifler açık.

İyilik gizliyken kıymetlidir.

Teşhir edildiğinde değil.

Bir de işin ibadet boyutu var.

Oruç tutuyoruz.

Ama oruç nedir, gerçekten biliyor muyuz?

Oruç; sadece aç kalmak değildir.

Sadece su içmemek değildir.

Sadece sahura kalkıp akşam ezanını beklemek değildir.

Oruç; elini haramdan çekmektir.

Elini haramdan, Dilini yalandan uzak tutmaktır.

Kalbini kibirden arındırmaktır.

Yetimin hakkına el uzatmamak, mazlumun malına göz dikmemektir.

Mahalle baskısıyla tutulan oruç…

“İnsanlar ne der?” diye yapılan ibadet…

Bu, inancın değil; korkunun sonucudur.

İbadet gösterişle değil, bilinçle olur.

Samimiyetle olur.

Hesap günü bilinciyle olur.

Kuran yaşamıyla olur.

Ramazan geldiğinde herkes dindar,

Ramazan bittiğinde herkes eski düzenine dönüyorsa, orada bir sorun vardır.

Çünkü Ramazan; takvimde bir ay değil, vicdanda bir dönüşümdür.

Bu ayda fiyat artıran da, yardımı reklam malzemesi yapan da, yetimin hakkını yiyip iftar sofrasında dua eden de aynı soruyla yüzleşmeli:

Gerçekten oruç tutuyor muyum, yoksa sadece aç mı kalıyorum?

Ramazan ruhunu kaybetmedi.

Ruhunu kaybeden biziz.

Eğer bu ay gerçekten bereket ayı olacaksa, önce sofralarımızı değil, niyetlerimizi temizlemeliyiz.

Çünkü bereket; etiketlerde değil, vicdandadır.

Çünkü Ramazan; aç kalma ayı değil, kul olma ayıdır.

Ve kul olmak; sadece ezanı beklemekle değil, hakkı gözetmekle başlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi