Konuşan çok, duyan az

Çok konuşup az anlaşıldığımız zamanlardayız. Sokakta, ekranda, sosyal medyada kelimeler havada uçuşuyor. Herkesin bir fikri, bir yorumu, bir cümlesi var. Ama nedense o cümlelerin hiçbiri bir başkasının kalbine çarpmıyor. Ses var, gürültü var; ama duyma yok.

Konuşmak kolaylaştı. Bir tuşa basmak, bir cümle yazmak, bir video çekmek saniyeler alıyor. Zor olan dinlemek. Karşımızdakini gerçekten anlamaya çalışmak, savunmaya geçmeden, cevap hazırlamadan, yargılamadan beklemek… İşte onu unuttuk. Dinlemek artık vakit kaybı sayılıyor; hızlı çağın yavaş bir eylemi olduğu için.

Herkes anlatıyor ama kimse kendini anlatabilmiş hissetmiyor. Çünkü duyulmak sadece sesin ulaşması değil, anlamın karşılık bulması. Bugün insanlar en çok da “beni kimse anlamıyor” cümlesinde buluşuyor. Ne acı bir ortaklık… Aynı cümlede buluşup birbirimizi yine de duyamıyoruz.

Toplumsal meselelerde de durum farklı değil. Acılar paylaşılıyor ama hissedilmiyor. Öfkeler dile getiriliyor ama nedenleri anlaşılmıyor. Herkes kendi gerçeğini bağırarak savunuyor, başkasının gerçeğine kulak vermeden. Oysa hakikat, en çok susup dinleyenlere yaklaşır.

Belki de sorun sesimizin çok çıkmasında değil; kalbimizin sessizliğinde. Empatiyi kaybettik. Başkasının yerine kendimizi koymak yerine, onu kendi yerimize çekmeye çalışıyoruz. Bu yüzden konuşmalar tartışmaya, tartışmalar kırgınlığa, kırgınlıklar kalıcı sessizliğe dönüşüyor.

Oysa bazen bir insanın ihtiyacı olan şey öğüt değil, çözüm değil; sadece dinlenmek. Sözünün yarım kalmaması. Gözlerinin içine bakılarak “seni duyuyorum” denmesi. Ne yazık ki bu cümle artık en az kurulanlardan biri.

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken ilk şey konuşmak değil, susmak. Gerçek bir susuş… Dinlemek için, anlamak için, hissetmek için. Çünkü herkes konuşmaya devam ettikçe ama kimse duymadıkça, bu kalabalık daha da yalnızlaşacak.

Ve en çok da insan, sesini değil; kendisini kaybedecek.

Ama hâlâ geç değil. Çünkü insan, en çok da anlaşıldığını hissettiği anda iyileşir. Bir kişi bile gerçekten dinlemeyi seçtiğinde, zincir kırılır. Bir ses diğerine ulaşır, bir kalp başka bir kalbi bulur. Gürültünün içinde küçücük bir duraklama bile, yeni bir başlangıç olabilir.

Belki de umut, yüksek seslerde değil; alçak ama samimi cümlelerde saklıdır. “Buradayım” demekte, “anlatabilirsin” demekte, “seni duyuyorum” diyebilmekte… Bunlar dünyayı değiştiren büyük sözler değil belki ama bir insanın dünyasını değiştirmeye yeter.

Eğer bugün biraz daha az konuşup biraz daha çok dinleyebilirsek, yarın aynı cümleleri tekrar etmek zorunda kalmayız. Anlaşılmak bir lüks değil, temel bir ihtiyaç. Ve bu ihtiyaç, hâlâ birbirimize bakarak, göz göze gelerek, kalpten kalbe kurulabilir.

Herkes konuşuyor olabilir.

Ama biz, duymayı seçersek…

İşte o zaman her şey değişebilir.

Sağlıcakla kalın…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Saliha Yazan Arşivi