Bir öğretmen daha öldürüldü. Bir isim daha kara bir haber başlığının içine sıkıştı. Oysa öğretmenler başlık olmak için değil, çocukların hayatında bir cümleye dönüşmek için vardı. Bir tahtanın önünde, tebeşirin tozuna karışan umutla, yarının insanını inşa etmek için… Bugün ise okullar, yalnızca bilgi verilen mekânlar değil; korkunun, tedirginliğin ve korunmasızlığın da adresi hâline geliyor maalesef.
Öğretmenlik artık sadece sabır ve idealizm mesleği değil. Aynı zamanda “Bugün sağ salim eve dönebilecek miyim?” sorusunun eşlik ettiği bir hayatta kalma pratiği. Velinin öfkesi, öğrencinin kontrolsüzlüğü, idarenin çaresizliği ve sistemin sessizliği arasında öğretmenler yapayalnız bırakılıyor. Bir eğitimciye yönelen şiddet, aslında yalnızca bir bireye değil; akla, bilime ve geleceğe yöneltilmiş bir saldırı.
Can güvenliği olmayan bir sınıfta ne özgür düşünce yeşerir ne de sağlıklı bir toplum. Öğretmen kendini savunmak zorunda kaldığında, ders anlatamaz. Gözleri kapıdan gelecek tehlikeyi kollarken, çocukların gözlerindeki merakı göremez. Şiddetin gölgesinde verilen eğitim, sadece müfredatı değil, vicdanı da yaralar.
Sorun münferit değil, sistemik. Güvenlik önlemleri göstermelik, hukuki yaptırımlar yetersiz, toplumsal refleks ise kısa ömürlü. Birkaç gün konuşuluyor, birkaç cümle kuruluyor, sonra her şey unutuluyor. Ta ki bir öğretmen daha toprağa düşene kadar.
Bu ülkede öğretmenler korunmuyorsa, aslında çocuklar da korunmuyor demektir. Çünkü öğretmen güvende değilse, gelecek de güvende değildir. Artık öğretmenler için sadece anma törenleri değil, gerçek ve caydırıcı önlemler istiyoruz.
Bir mesleğin kaderi, korkuyla yazılamaz. Öğretmenler ölmesin diye değil, yaşasın diye konuşmalıyız. Bugün susarsak, yarın anlatacak dersimiz kalmayacak.
Sağlıcakla kalın…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.