Aysel Ayşe Aygün Özer
Üniformanın görünmez mesaisi: Bir "emir" kaç ömür eder?
Toplum olarak polise baktığımızda gördüğümüz tek şey, kamu düzeninin sarsılmaz koruyucusu olan o sert üniformadır. Ancak o kumaşın altında, sadece suçla değil, aynı zamanda zamanla, sistemsel boşluklarla ve tükenmişlikle mücadele eden bir "insan" gerçeği yatıyor. Bugün polisin yaşadığı sorunları sadece bir "asayiş" meselesi olarak görmek, buzdağının suyun altında kalan devasa kısmını görmezden gelmektir.
KAĞIT ÜSTÜNDE KALAN DİNLENME HAKKI
Bir polisin mesai saati kavramı, modern çalışma hayatının standartlarına çoğu zaman uğramıyor. Kağıt üzerinde "12 saat" olarak belirlenen görev süreleri; ek görevler, sınavlar, maçlar veya toplumsal olaylarla bir anda 18-20 saatlik maratonlara dönüşebiliyor. "İkinci bir emre kadar" ibaresi, bir polisin sosyal hayatını, aile bağlarını ve biyolojik ritmini askıya alan en ağır cümledir. Tatil günlerinin sadece takvimde birer rakamdan ibaret kalması, polisi yavaş yavaş normal hayatın ritminden koparıp bir yalnızlığa itiyor.
"ADLİYE KAPISI" VE MOTİVASYONUN KIRILMA NOKTASI
Sahadaki polisin omzundaki asıl yük, yakaladığı suçlunun kendisinden önce serbest kaldığını görmektir. Binbir riskle, uykusuz gecelerin ve titiz bir takibin sonucunda kelepçe vurulan bir şüphelinin, adli sürecin boşluklarından yararlanarak elini kolunu sallayıp dışarı çıkması, teşkilat içerisinde "boşvermişlik" virüsünü yayıyor. "Neden uğraşıyorum?" sorusu bir kez zihne girdiğinde, suçla mücadeledeki o keskin irade yerini derin bir profesyonel hayal kırıklığına bırakıyor. Adalet mekanizması polisin emeğini taçlandırmadıkça, sahadaki mücadele bir "Sisyphos efsanesine" dönüşüyor; her gün aynı kayayı yukarı taşıyıp, her gün aynı noktaya geri düşmek...
SESSİZ İMDAT ÇIĞLIĞI: RUHSAL TÜKENİŞ
Son dönemde can yakıcı bir şekilde gündeme gelen intihar vakaları ise madalyonun en karanlık yüzü. Bu trajedileri sadece mesleki zorluklarla açıklamak resmi eksik bırakır. Düzensiz hayatın getirdiği zihinsel yorgunluk; ekonomik sıkıntılar, sosyal izolasyon ve çıkışsızlık hissiyle birleştiğinde insan beyni için tüm algılar kapanabiliyor. Bir polis, toplumu korurken kendi içindeki fırtınalarda yalnız kaldığında, çıkış yolunu bulmakta zorlanıyor. Bu durum, sadece bireysel bir tercih değil; ağır çalışma şartlarının ve sistem baskısının birikmiş bir sonucudur.
SONUÇ: ROBOT DEĞİL, İNSAN
Polis; bir suç savar makinesi ya da duygulardan arındırılmış bir robot değildir. Eğer bir toplumun güvenliğini sağlayan elin titrememesini istiyorsak, o elin sahibine insanca yaşama hakkını, adil çalışma saatlerini ve emeğinin hukuk karşısındaki karşılığını vermek zorundayız. Unutulmamalıdır ki; yorgun bir polis, sadece kendi hayatını değil, korumakla yükümlü olduğu toplumun huzurunu da risk altında tutar.
Emniyet teşkilatında çözüm, sadece yeni araçlar veya teknolojik ekipmanlar değil; personelin ruhsal ve sosyal sağlığını koruyacak köklü bir sistem reformudur.
Yüzyıllık bir tartışma: İmparatorluğun Son Sultanı Vı. Mehmed Vahdettin
14 Temmuz 2026 Salı 01:00MEB'in Vahdettin düzenlemesi gündemde
13 Temmuz 2026 Pazartesi 01:00Bir bakanın sormaması gereken soru: "Neden kurtulduk?"
08 Temmuz 2026 Çarşamba 01:00Çocuklarımız bunu hak ediyor
07 Temmuz 2026 Salı 01:00NATO’ya yaklaşırken: Sessiz diplomasi, büyük beklentiler
06 Temmuz 2026 Pazartesi 08:26Toplumsal boşluk
04 Temmuz 2026 Cumartesi 01:00Zirve mi, olağanüstü hâl hissi mi?
29 Haziran 2026 Pazartesi 01:00Diplomasinin kapısı: Türkiye ve dünya liderleri
23 Haziran 2026 Salı 01:00Kapımızı çalan dünya: Türkiye’ye gelen liderlerin ardındaki mesaj
22 Haziran 2026 Pazartesi 01:00Eğlenceli ve kalıcı eğitim modeli
20 Haziran 2026 Cumartesi 01:00
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.