Aysel Ayşe Aygün Özer
Okul zili mi, imdat çığlığı mı? Eğitimde güvenlik sınavı
Bugün kalemim ağır, kelimelerim ise biraz sitemkâr. Şanlıurfa Siverek’teki bir lisede yaşanan saldırı haberiyle sarsıldık. Fotoğraflara bakıyorum; bir yanda eğitim yuvası, diğer yanda zırhlı araçlar ve ambulanslar... Bu tezatlık, sadece bir güvenlik açığını değil, toplum olarak vicdanımızdaki derin bir çatlağı da gözler önüne seriyor.
Öğretmenlerimiz ve çocuklarımız ne zaman gerçekten güvende hissedecek?
Bir öğretmen sınıfa girdiğinde aklında sadece müfredat, bir öğrenci sırasına oturduğunda ise sadece geleceği olmalı. Oysa bugün, "Acaba bugün başımıza bir şey gelir mi?" kaygısı, ders kitaplarının önüne geçmiş durumda. Şiddetin okul kapısından içeri girmesi, bir toplumun geleceğine saldırıdır.
Çözüm İçin Neler Yapılmalı?
Bu sorun sadece "kınama" mesajlarıyla geçiştirilemeyecek kadar ciddidir. Acil ve somut adımlar atılmalıdır:
Fiziki ve Teknolojik Güvenlik: Okullar sadece duvarlarla değil, profesyonel güvenlik personeli ve modern denetim sistemleriyle korunmalıdır. Giriş-çıkış kontrolleri tavizsiz uygulanmalıdır.
Hukuki Caydırıcılık: Eğitim çalışanlarına ve eğitim kurumlarına yönelik her türlü şiddet, en ağır yasal yaptırımlarla karşılık bulmalıdır. "Eğitimde Şiddete Hayır" yasası lafta kalmamalı, uygulandığı her an hissedilmelidir.
Psikososyal Destek: Okullardaki rehberlik servisleri güçlendirilmeli, şiddet eğilimi olan bireyler erkenden tespit edilerek rehabilite edilmelidir.
Toplumsal Farkındalık: Okul, mahallenin ve şehrin kutsal bir alanı olarak görülmelidir. Şiddeti meşrulaştıran her türlü söylemle toplumsal olarak savaşmalıyız.
Sonuç Olarak; Bir ülkenin geleceği, sınıflarının huzuruyla ölçülür. Eğer öğretmenimiz tahta başında endişeliyse, eğer bir anne çocuğunu okula gönderirken yüreği ağzında bekliyorsa, hepimiz bu sınavdan kalmışız demektir. Siverek'teki olay son olsun; okullarımız sadece ilmin ve sevginin kalesi olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.