Aysel Ayşe Aygün Özer
Yenilgi koleksiyonu ve anlamsız bir ısrar
Siyasette en zor zanaat, nerede duracağını ve ne zaman veda edeceğini bilmektir. Çünkü koltuklar, zamanında bırakılmadığında sahibini de, temsil ettiği fikri de aşağıya çeken birer ağırlığa dönüşür. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yakın geçmişine baktığımızda, tam olarak bu "bırakamama" sendromunun sancılarını görüyoruz.
Kemal Kılıçdaroğlu, Türk siyasi tarihine "Adalet Yürüyüşü" gibi önemli sembollerle, farklı kesimleri bir araya getirme çabalarıyla geçmiş bir isim olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak madalyonun diğer yüzünde, görmezden gelinemeyecek kadar büyük ve ağır bir gerçek duruyor: Ardı ardına alınmış, kronikleşmiş seçim yenilgileri.
Siyaset bir niyet beyanı değil, bir sonuç alma sanatıdır. Eğer girdiğiniz her genel seçimden, her referandumdan ve nihayetinde kazanılması en mutlak görülen Cumhurbaşkanlığı seçiminden mağlup ayrılıyorsanız, orada bir "strateji hatası" değil, bir "misyon tıkantısı" var demektir. Seçmende "kazanamayan lider" algısı bir kez kemikleştikten sonra, o algıyı kırmak neredeyse imkansızdır.
Buna rağmen, her yenilginin ardından "buradayım" mesajları vermek, parti içi kurultay hesaplarıyla koltuğu korumaya çalışmak, tabanda umut değil, derin bir bıkkınlık ve yorgunluk üretti. Halk, değişim isterken liderliğin statükoda ısrar etmesi, CHP’yi yıllarca yerinde saydırdı.
Bugün gelinen noktada, geçmişin bu ağır bagajına rağmen hala perde arkasından siyaseti dizayn etme çabası, açıktan ya da gizliden parti içi dengelere müdahale etme ısrarı, rasyonel hiçbir siyasi akılla açıklanamaz. Bu ısrar, artık bir vizyon arayışı değil; partinin önünü tıkayan anlamsız bir inattır. Siyaset sahnesi, miyadını doldurmuş iddialarla meşgul edilemeyecek kadar hızlı akıyor. Kılıçdaroğlu’nun artık yapması gereken tek ve en asil görev; bir bilge siyasetçi olarak kenara çekilmek, geçmişi geçmişte bırakmak ve yeni neslin önünü tamamen açmaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.