Aysel Ayşe Aygün Özer
Şehitlerin hatırası, bir yasanın dipnotu olamaz
Bazı günler vardır; Meclis'te yalnızca maddeler oylanmaz. Bir milletin hafızası, vicdanı ve yıllardır taşıdığı acılar da oylamanın gölgesinde kalır.
Bugün “çerçeve yasa” adıyla önümüze gelen düzenleme tam da böyle bir tartışmanın merkezinde duruyor.
Bize “Terörsüz Türkiye” deniyor.
Terörsüz bir Türkiye istemeyen kim var?
Elbette hiç kimse.
Hepimiz çocuklarımızın silah sesleri duymadan büyümesini, anaların evlat acısı yaşamamasını, askerimizin ve polisimizin görevine sağ salim dönmesini isteriz. Barışa karşı çıkmak başka şeydir; barışın hangi bedeller karşılığında ve hangi hukuk anlayışıyla kurulacağını sorgulamak başka.
Benim itirazım barışa değil.
Benim itirazım, terörle mücadelede hayatını kaybeden insanların hatırasının, bugün yapılan hukuki düzenlemelerin karşısında ne kadar korunacağına dair duyduğum endişedir.
Çünkü bu ülkede evlatlarını bayrağa sarılı tabutlarla uğurlayan anneler var.
Çocuklarının fotoğrafına sarılarak büyüyen babalar var.
Bir daha kapısı açılmayacak evler, bir daha sofraya oturmayacak insanlar var.
Onlara dönüp “Artık yeni bir sayfa açıyoruz” demek kolaydır.
Ama o sayfanın ilk cümlesini yazarken, geçmişte kaybettiklerimizin acısını yok sayamayız.
Devlet elbette gerektiğinde yeni yollar arar. Devletin görevi yalnızca savaşmak değil, gerektiğinde çatışmayı bitirecek siyasi ve hukuki zemini de oluşturmaktır.
Fakat devlet aklı ile millet vicdanı aynı yerde buluşmalıdır.
Çünkü hukuk yalnızca yaşayanların geleceğini düzenlemez; geçmişte yaşananların anlamını da korur.
Bugün tartışılan düzenleme “af değildir” deniliyor. Resmî açıklamalarda suçların niteliğinin değişmediği ve mahkûmiyetlerin ortadan kaldırılmadığı özellikle vurgulanıyor. Ancak aynı düzenlemenin belirli şartlar altında bazı soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerine ilişkin erteleme mekanizmaları getirdiği de ortadadır.
İşte tam da burada vatandaşın soru sorma hakkı başlıyor:
Bu düzenlemenin sınırı nedir?
Kim yararlanacaktır?
Hangi suçlar kapsam dışındadır?
Bireysel sorumluluk nasıl değerlendirilecektir?
Devlet, silah bırakanla suç işleyeni birbirinden nasıl ayıracaktır?
Ve en önemlisi:
Bu ülkenin adalet duygusu nasıl korunacaktır?
Çünkü terörle mücadele etmiş bir devlet için mesele yalnızca silahların susması değildir.
Mesele, silahların sustuğu gün adaletin de susmamasıdır.
Ben bir annenin gözyaşının, siyasi hesapların altında ezilmesini istemiyorum.
Bir şehit ailesinin “Bizim evladımız neden öldü?” sorusunun cevapsız kalmasını istemiyorum.
Bir teröristin attığı adımla, yıllarca hukuk içinde yaşamış sıradan vatandaşın fedakârlığının aynı terazide tartılmasını istemiyorum.
Barış olacaksa olsun.
Ama hafızasız bir barış olmasın.
Silahlar susacaksa sussun.
Ama adaletin sesi kısılmasın.
Yeni bir Türkiye kurulacaksa kurulsun.
Ama o Türkiye'nin temelinde, geçmişte bu ülke uğruna hayatını kaybedenlerin hatırası ezilmesin.
Çünkü bir devlet, yalnızca geleceğini nasıl kurduğuyla değil; geçmişine nasıl sahip çıktığıyla da devlettir.
Ve unutmayalım:
Şehitlerin hatırası bir yasanın dipnotu değildir.
Bu milletin vicdanıdır.
Vicdan ise hiçbir çoğunluk oylamasıyla susturulamaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.