Aysel Ayşe Aygün Özer
Tarihi barıştırmak mı, Cumhuriyeti eğip bükmek mi?
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in son açıklamaları, eğitim sistemimizin nereye doğru evrildiğine dair uzun süredir beslenen endişeleri yeniden alevlendirdi. Sayın Bakan, katıldığı bir programda mikrofonlara karşı, "Ben diyorum ki; Osmanlı ve Cumhuriyet’i barıştırmamız lazım. Çocuklarımızın Osmanlı’yı da ataları olarak bilmesi lazım" diyerek yeni müfredat anlayışının felsefi altyapısını özetledi. Hızını alamayıp tarihsel kavramlara da el atarak, "Haçlı Seferleri kavramını tarih müfredatından çıkardım, sefer değil o; Haçlılar bize saldırdılar" diyerek bilimsellikten uzak, hissiyat odaklı bir tarih yazımının da sinyalini verdi.
Dışarıdan bakıldığında kulağa son derece kapsayıcı, kucaklayıcı ve masum gelen bir cümle bu: "Tarihi barıştırmak..." Ancak bu cümlenin satır aralarını okuduğumuzda, karşımıza bambaşka bir niyet çıkıyor. Sormak gerekiyor: Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti ile "küstüğü" ya da ona düşman olduğu için mi kuruldu?
Elbette hayır. Bu toprakların insanı tarihini hiçbir zaman inkar etmedi. Osmanlı da Selçuklu da bu milletin tarihsel mirasının kopmaz birer parçasıdır. Ancak Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadroların inşa ettiği Cumhuriyet, çöken bir imparatorluğun küllerinden doğarken çok net bir tercih yaptı: Kul olmaktan vatandaş olmaya geçmek, egemenliği saraydan alıp kayıtsız şartsız millete devretmek.
Cumhuriyet, köklerini reddeden bir nefret projesi değil; Yüzünü bilime, akla, çağdaşlığa ve tam bağımsızlığa dönmüş bir aydınlanma devrimidir. Hal böyleyken, bugün "Osmanlı ile Cumhuriyet’i barıştırma" adı altında yürütülen ısrarlı çaba, aslında tarihi barıştırmak değil; Cumhuriyet’in o kurucu, laik ve devrimci niteliklerini "eğip bükerek" muhafazakar bir potanın içinde eritme gayretidir.
Müfredattan "Haçlı Seferleri" gibi küresel literatüre mal olmuş akademik kavramları çıkartıp, yerine duygusal hamasetler koymak genç nesillere bir şey kazandırmaz. Aksine, çocuklarımızın dünya ile entegre olmasını zorlaştırır, onları evrensel tarih biliminden koparır. Eğitim, geçmişteki imparatorlukların ihtişamıyla yapay bir nostalji rüzgarı estirme yeri değildir.
Bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını, Cumhuriyet’in temel kolonlarını müfredatta giderek daraltıp, yerine sürekli bir "hanedan ve ümmet" vurgusu yerleştirmeye çalışmak, geleceği geçmişin kalıplarına hapsetmektir. Amacın ne olduğunu anlamakta zorlanan kamuoyu aslında çok haklı bir endişeyi taşıyor: Cumhuriyet’in kurucu değerleri unutturulmak mı isteniyor?
Bilinmelidir ki Cumhuriyet, zaten bu toprakların insanını tebaa olmaktan çıkarıp "vatandaş" yaparak en büyük barışı, en büyük toplumsal sözleşmeyi sağlamıştır. Bugünün Z kuşağının, yarının teknoloji dünyasını kuracak çocuklarının ihtiyacı olan şey; Geçmişle yapay kavgalar ya da yapay barışlar icat etmek değildir. Onların ihtiyacı; özgür düşünce, nitelikli eğitim, bilim ve Atatürk’ün hedef gösterdiği muasır medeniyetler seviyesini yakalamaktır.
Tarih, bugünün siyasi ajandalarına göre eğip bükülecek bir oyun hamuru değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın asli görevi geçmişi yeniden dizayn etmek değil, çocuklarımızı geleceğin dünyasına hazırlamaktır. Aksi her çaba, bizi ileriye değil, yalnızca patinaj yaptığımız bir geçmişe götürür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.