Aysel Ayşe Aygün Özer

Aysel Ayşe Aygün Özer

Bir toplumun ruhsal enkazı: güveni kim sattı?

​Biz ne ara bu kadar yalnızlaştık? Ne ara en saf, en temiz duygumuz olan "yardımlaşma" bile elimizde patlayan bir bombaya dönüştü?

​Çok uzağa gitmeyelim, hafızamızı tazeleyelim. Deprem olduğunda bu ülkenin insanı, kendi evinde yakacağı odunu tırlara yükledi. Sırtındaki montu çıkarıp gönderdi. Cebindeki son 50 lirayı "belki bir çocuğa çorba olur" diye hiç düşünmeden bağışladı. Bu, bu toprakların genetiğindeki o asil duyguydu: Vicdan.

​Ama sonra ne oldu?

​Önce asırlık çınarımız, çocukluğumuzun "kara gün dostu" Kızılay’ın, depolarındaki çadırları depremin en kritik saatlerinde sattığını öğrendik. İnsanlar donarak ölmesin diye halkın parasıyla alınan çadırlar, yine halkın bağışlarıyla ayakta duran bir derneğe fatura ediliyordu. "Ticari bir işlem" dediler, "Sistem böyle yürüyor" dediler. O gün, o enkazın altında sadece canlarımız değil; bu devletin kurumlarına olan inancımız da kaldı.

​Sonra gözümüzü "alternatif" olarak gördüğümüz, sanatçı kimliğiyle güven veren Haluk Levent’in Ahbap Derneği’ne çevirdik. "En azından onlar şeffaf, en azından onlar sahada" dedik. Ama bugün gelinen noktada; milyarlarca liralık devasa bütçelerin nasıl yönetildiği, arkadaki lobiler, soruşturmalar ve tutuklamalarla sarsılıyoruz. Güvendiğimiz o sivil kalenin de aslında göründüğü kadar masum ve kusursuz olmadığını görüyoruz.

​Nerede Yanılıyoruz?

​Bizim en büyük hatamız, kurumlara ve kurallara değil, kişilere aşık olmak.

​Biz kurtarıcı arıyoruz. Bir kahraman çıksın, bütün dertlerimizi çözsün, biz de arkamıza yaslanıp onu alkışlayalım istiyoruz. Kızılay gibi köklü bir yapının içinin nasıl boşaltıldığını sorgulamak yerine, Ahbap gibi denetim mekanizması henüz oturmamış sivil yapıları kutsuyoruz. Birini yerin dibine sokarken, diğerini göklere çıkarıyoruz. Sonunda ne mi oluyor? Göklere çıkardıklarımız da insani hırslara yenik düşüyor ve biz her defasında aynı hayal kırıklığıyla baş başa kalıyoruz.

​Diğer hata ise hesap sormayı unutmuş olmamız. Bizde bağış yapmak bir vatandaşlık görevi olarak görülüyor ama o bağışın nereye, nasıl harcandığını sormak adeta bir "hadsizlik" gibi algılanıyor. "Güveniyorum" demek, sorgulamayı bırakmak demek değildir. Tam aksine, en çok güvendiğinizi en çok denetleyeceksiniz ki o güven kirlenmesin.

​Son Sığınak da Yıkılırsa...

​Bir ülkenin ekonomisi bozulur, düzeltirsiniz. Yolları çöker, yeniden yaparsınız. Ama bir toplumun "birbirine olan güveni" çökerse, o enkazın altından hiçbir AFAD, hiçbir Ahbap bizi çıkaramaz.

​Bugün yaşadığımız şey tam olarak budur: Güvenin iflası.

​Eğer bugün bir sonraki felakette elimiz cebimize giderken "Acaba bu para nereye gidecek, kimin cebini dolduracak?" diye tereddüt ediyorsak, bu ülkenin düzenini bozanlar amacına ulaşmış demektir. Bu gidişata dur demek için kahramanlara tapınmayı bırakmalı; şeffaflığı, liyakati ve ahlakı amansızca talep etmeliyiz. Yoksa yarın sığınacak tek bir güvenli limanımız bile kalmayacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aysel Ayşe Aygün Özer Arşivi