İsmet TAŞ
Mekke Ortak Savunma Anlaşması
Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” ile her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Öyle ki daha imzanın mürekkebi kurumadan, ellerinde ciddi hiçbir bilimsel “done” bulunmadan, kendilerine anlı şanlı bilim insanı veya gazeteci kimliği veren bazı şahıslar zihin okumaya, önyargılı değerlendirmeler yapmaya, bir arkadaşımın deyimiyle “fala bakmaya” başladılar.
Şöyle bir bakalım, elimizde ne var?
Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, diğer liderlerin açıklamaları var. Elbette bizim için önemli olan, kendi Cumhurbaşkanımızın söylediklerini referans olarak almaktır. Çünkü ileride, bugün söylediklerinin aksine herhangi bir sonuç doğarsa, bunun siyasi sorumluluğunu taşıyacak ve hesabını verecek olan da Cumhurbaşkanı Erdoğan olacaktır. Seçime çok az kala hiç kimsenin kendi siyasi kariyerini tehlikeye atacak bir adım atmayacağını düşünüyorum.
Şimdi Türkiye'nin bu anlaşmayla ilgili yaptığı açıklamalara bakalım.
“Bu anlaşma ile Türkiye hiçbir bölgesel krizin içine çekilmedi.”
“Başta İran olmak üzere hiçbir ülke hedef alınmadı.”
Nitekim İran'a yakınlığıyla bilinen Nournews Haber Ajansı da anlaşmayı, ABD'nin bölgedeki güvenlik etkisini azaltabilecek ve bölge ülkelerinin kendi güvenlik sorumluluklarını daha fazla üstlenmelerine zemin hazırlayabilecek bir gelişme olarak değerlendirdi.
Ve belki de en önemlisi:
“Bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır.”
Yani isteyen her Orta Doğu ülkesi bu anlaşmaya katılabilir.
Bu durum, bölgenin güvenlik dengelerini kökten değiştirebilecek bir gelişme olabilir. Şimdi İran'ın da bu anlaşmaya katıldığını düşünün. İran'a yapılacak herhangi bir saldırı, anlaşmaya imza koyan diğer ülkelere de yapılmış sayılacaktır.
Aslında bu anlayış; Orta Doğu'daki ülkelerin bir araya gelerek kendi güvenlik şemsiyelerini oluşturmaları, ne ABD'ye ne de başka bir emperyal güce muhtaç olmadan kendi güvenliklerini sağlamaları anlamına geliyor diye düşünüyorum.
Yine anlaşmanın en önemli maddelerinden biri, “Üç devletten herhangi birine yönelik silahlı bir saldırı, hepsine yönelik yapılmış kabul edilecektir.” hükmüdür. Bu madde, kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan en önemli düzenlemelerden biridir.
Çünkü
Savunma sanayii, askerî tecrübesi ve teknoloji kapasitesiyle Türkiye,
Nükleer caydırıcılığı ve Güney Asya'daki stratejik konumuyla Pakistan,
Ekonomik, finansal ve enerji gücüyle Suudi Arabistan…
Bu üç ülke güçlerini birleştirdiğinde ortaya çok ciddi bir güç çıkacağı kanaatindeyim. Elbette burada teknoloji transferi son derece önemli. Hangi alanda olursa olsun, ortak hareket etmek ülkeleri daha da güçlendirecektir.
Ayrıca Türkiye'nin bölgesel ortaklıklar geliştirmesi ve bu bölgeye daha güçlü bir şekilde dâhil olması, ekonomik ve stratejik açıdan son derece önemlidir. Türkiye'nin bu bölgede daha etkin rol almasının, barış ve istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağı da unutulmamalıdır.
Böyle bir anlaşmanın; ekonomimizin, küresel deniz yollarının ve ticaretin güçlenmesine, enerji tedarikinde yaşanan sıkıntıların azalmasına katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Bunun yanında karşılıklı çıkarların yanı sıra ortak tarih, inanç ve kardeşlik bağlarının da güçlenmesi söz konusu olacaktır.
İran-ABD-İsrail savaşı göstermiştir ki Orta Doğu'da hiçbir ülke kendisini tamamen güvende hissedememektedir. Aynı zamanda emperyal güçlerin güvenlik vaatlerinin ve güvenlik şemsiyelerinin de her zaman beklenen sonucu vermediği görülmüştür. Dolayısıyla bölgedeki her ülke, kendi güvenliğini sağlayamamanın tedirginliğini yaşamaktadır.
Örneğin Katar…
En modern savunma sistemlerini ABD'den almasına rağmen İsrail'in saldırısına maruz kalması, milyarlarca dolar ödenerek alınan silahların tek başına güvenlik garantisi olmadığını bir kez daha görülmüştür.
Bu durum, her ülkenin kendi güvenliğini sağlama zorunluluğunu daha da önemli hâle getirmiştir.
İşte bu nedenle Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Orta Doğu'daki bütün ülkeler için önemli bir fırsat olduğu kanaatindeyim.
Bakalım, böyle bir güvenlik şemsiyesi oluştuğunda İsrail, canı istediği zaman başta Gazze olmak üzere herhangi bir Orta Doğu ülkesine saldırabilecek mi?
Yıllar evvel Bilge Lider, rahmetli Aykut Edibali, “Türkiye Güç Merkezi olmalıdır.” diyordu.
Umarım bu söz gerçek olur.
Türkiye'nin içinde bulunduğu her anlaşmanın, bölge ülkelerine güven verdiğini düşünüyorum. Bu durum ister istemez şu soruyu aklımıza getiriyor:
Acaba Türkiye, bir güç merkezi mi oluyor?
Elbette benim gibi düşünmeyen dostlarımızın düşüncelerine son derece saygı duyuyorum.
Bekleyip göreceğiz…
Ve son olarak;
Birbirimizi tanımadan, anlamadan, önyargıyla yaftalamaktan vazgeçtiğimizde, bilimsel düşüncenin kapıları ardına kadar açılacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.