Bir Doğum, Bir Ömür, Bir Veda

Hayat, aslında üç kelimenin arasına sığdırılmış uzun bir yolculuktur: Bir doğum, bir ömür, bir veda…

Bir bebeğin dünyaya geldiği anda yükselen ilk çığlık, bir annenin gözlerindeki sevinç ve bir evin içine dolan o tarifsiz heyecan… O an yalnızca bir insan dünyaya gelmez; aynı zamanda yeni bir umut, yeni bir hikâye ve yeni bir hayat başlar.

Fakat insan, hayatın en büyük gerçeğini çoğu zaman unutur: Başlayan her hayat, bir gün sona erecektir.

Doğum tarihi ile ölüm tarihi arasındaki o iki rakamın arasında koskoca bir ömür vardır. Kimi için uzun, kimi için kısa… Kimi hayatını yıllarla, kimi yaptığı iyiliklerle ölçer. Asıl mesele ise bize verilen zamanın ne kadar olduğu değil, o zamanın içine ne sığdırabildiğimizdir.

Çocuklarımızın büyüdüğünü fark ettiğimizde zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlarız. Dün kucağımızda taşıdığımız çocuklar, bugün kendi hayatlarının peşinden koşan yetişkinlere dönüşür. Gençlik geride kalır, saçlara aklar düşer. Sonra bir gün gelen bir telefon, okunan bir sela veya musalla taşında saf tutmak, hepimize aynı soruyu yeniden sordurur:

“Ben ömrümü nasıl yaşadım?”

Ölüm, yalnızca bir insanın aramızdan ayrılması değildir. Aynı zamanda bize ertelediğimiz şeyleri hatırlatan sessiz bir öğretmendir.

“Sonra ararım” dediğimiz telefonları…

“Bir gün mutlaka giderim” dediğimiz ziyaretleri…

Söylemeye fırsat bulamadığımız güzel sözleri…

Kırgınlıklarımızı…

Ve yanımızdayken kıymetini yeterince bilemediğimiz insanları…

İnsan, hayatın içinde çoğu zaman sahip olduklarının değerini kaybettiğinde anlıyor. Oysa bazı şeylerin telafisi yoktur. Bir sarılmayı, bir gönül almayı, bir “seni seviyorum” demeyi yarına bırakmak; yarının gerçekten geleceğinden emin olmaktır.

Oysa hayat bize böyle bir garanti vermiyor.

Dünya bir sahneyse, günün sonunda perde herkes için kapanıyor. Makamlar, unvanlar, servetler, büyük evler ve sahip olduğumuz bütün maddi imkânlar bir noktada anlamını yitiriyor.

Geriye ne kalıyor?

İnsanların gönlünde bıraktığımız güzel hatıralar

Bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının elinden tutmak, zor gününde bir dostun yanında sessizce durmak, bir çocuğa umut olmak, bir insanın hayatına küçük de olsa güzellik katmak…

Belki de insanın gerçek zenginliği tam olarak budur.

“Çünkü iyilik, insanın ömründen daha uzun yaşar.” Hatta hiç ölmez. İyilik amel defterin hiç kapanmaz.

Bazen bir insanın yaptığı küçük bir iyilik, yıllar sonra başka bir insanın hayatında büyük bir güzelliğe dönüşür. Bu nedenle geride bırakacağımız en değerli miras; malımız, makamımız veya ismimizin yazıldığı bir tabela değil, insanların kalbinde bıraktığımız güzel hatıralar, güzel izlerdir.

Ömrümüzü uzatmayız. Ne zaman doğacağımızı, ne zaman bu dünyadan ayrılacağımızı seçemeyiz. Fakat doğumla veda arasındaki o zamanı nasıl yaşayacağımıza dair bir tercihimiz vardır.

Sevdiğimiz insanlara sevgimizi göstermek…

Kırdıklarımızdan özür dilemek…

Gönül almak…

Bir ihtiyaç sahibinin elinden tutmak…

Ailemize, dostlarımıza ve çevremizdeki insanlara zaman ayırmak…

Bunların hiçbirini yarına bırakmamak gerekir.

Çünkü hayatın insana yüklediği en ağır yük, belki de zaman bittiğinde geriye kalan **“Keşke…”**lerdir.

Bugün hâlâ nefes alıyorsak, hâlâ bir gönül alma fırsatımız varsa, hâlâ bir telefon açıp “Nasılsın?” diyebiliyorsak, hayat bize hâlâ bir şans veriyor demektir.

O hâlde hayatı sadece yaşamak değil, anlamlı yaşamak gerekir.

Bir doğumla başlayan yolculuğumuz, bir ömür boyunca yazdığımız hikâyeye dönüşür ve sonunda bir veda ile tamamlanır.

Belki de bu dünyadan ayrılırken ardımızdan söylenecek en güzel cümle şudur:

“İyi ki hayatımıza dokundu. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun”

Aramızdan ayrılan tüm canlara Allah’tan rahmet; geride kalanlara sabır diliyorum.

Ve hepimiz için dileğim şu:

Ömrümüz uzun olsun diye değil yalnızca; ömrümüz anlamlı olsun, hayırlarla, iyiliklerle güzelliklerle dolsun, Allah’ın rızasını kazanalım diye yaşayalım.

Ablam Emine Gökçe Hak’ka yürüdü. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet, makamı âli olsun. Amin

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsmet TAŞ Arşivi