Aysel Ayşe Aygün Özer
Çocukların sırası ders için, siyaset için değil
Bir ülkenin geleceğini değiştirmek istiyorsanız, önce çocuklarının zihnine dokunursunuz.
Çünkü çocuk, henüz hayatın bütün hesaplarını öğrenmemiştir. Ona ne anlatırsanız, nasıl anlatırsanız, hangi duyguyla yaklaşırsanız onu zihninde bir yere koyar. İşte tam da bu nedenle okul, siyasal tartışmaların en hassas sınırlarından biridir.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın yeni eğitim-öğretim yılı genelgesinde, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” kapsamında okullarda yıl boyunca etkinlikler planlanacağı belirtiliyor. Bakanlık bunu millî birlik, beraberlik, anayasal vatandaşlık, kardeşlik hukuku ve toplumsal bütünleşme çerçevesinde açıklıyor.
Peki, burada asıl soru şu:
Çocuklara gerçekten eğitim mi veriyoruz, yoksa ülkenin güncel siyasi tartışmalarını sınıfların içine mi taşıyoruz?
Benim itirazım barışa, kardeşliğe, toplumsal huzura ya da birlik duygusuna değil.
Tam tersine…
Çocuklarımıza birbirine düşman olmamayı öğretelim. Farklı düşüncelere saygı göstermeyi öğretelim. Vatan sevgisini, insan sevgisini, hukuku ve adaleti anlatalım. Şiddetin hiçbir sorunu çözmediğini öğretelim.
Ama bunu yaparken çocuğun önüne güncel siyasetin dosyasını koymayalım.
Çünkü okulun görevi, çocuğa belli bir siyasi süreci benimsetmek değil; düşünebilen, sorgulayabilen, doğru ile yanlışı ayırt edebilen bir birey yetiştirmektir.
Bir öğrenci sınıfta matematik öğrenirken öğretmenin siyasi görüşünü öğrenmek zorunda olmadığı gibi, ülkenin tartışmalı siyasi meseleleri hakkında da devletin yaklaşımını doğru kabul etmek zorunda bırakılmamalıdır.
Hele ki konu terör, örgütler, çözüm süreçleri ve devlet politikaları gibi toplumda ciddi tartışmalara yol açan başlıklarsa…
Burada pedagojik sınır çok daha önemlidir.
Çocukların zihni siyasi propaganda alanı değildir.
Çocuk, hiçbir siyasi hesabın malzemesi olmamalıdır.
Elbette toplumsal olaylar eğitimde konuşulabilir. Hatta konuşulmalıdır. Fakat bunun yolu sloganlardan, yönlendirmeden ve tek taraflı anlatımdan geçmez.
Çocuklara “ne düşünecekleri” değil, “nasıl düşünecekleri” öğretilmelidir.
Bir başka mesele de şu:
Eğitim sistemimizin çözmesi gereken onca gerçek problem varken, okulların gündemini sürekli yeni etkinliklerle doldurmak ne kadar doğru?
Çocukların okuma becerileri, matematik başarısı, bilimsel düşünme kapasitesi, yabancı dil eğitimi, okul güvenliği, öğretmen ihtiyacı ve fırsat eşitsizliği gibi meseleler hâlâ önümüzde duruyor.
Öyleyse çocukların zamanını ve okulun enerjisini kullanırken çok dikkatli olmak gerekiyor.
Millî birlik istiyorsak, bunun en sağlam yolu çocuklara siyasi süreçleri ezberletmek değil; hukuka güvenen, birbirinin hakkına saygı duyan, vatanını seven ve özgürce düşünebilen nesiller yetiştirmektir.
Barış anlatılacaksa anlatılsın.
Kardeşlik anlatılacaksa anlatılsın.
Şiddete karşı çıkılacaksa hep birlikte karşı çıkalım.
Ama çocukların eline siyasetin dosyasını verip onlardan yetişkinlerin tartışmalarını taşımalarını beklemeyelim.
Çünkü çocuklarımızın sırtında zaten yeterince yük var.
Onlara bir de siyasetin yükünü yüklemeyelim.
Okulların görevi çocukları bir siyasi düşüncenin taraftarı yapmak değil, hayatın her türlü düşüncesini özgürce değerlendirebilecek kadar güçlü bir akıl kazandırmaktır.
Ve unutmayalım:
Bir ülkenin geleceği, çocuklarının neye inandığından önce, nasıl düşündüğüne bağlıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.