Onuncu yılda 15 Temmuz’u doğru okumak

Tam on yıl önce, "Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız." demiştik. Aradan geçen yıllar bu sözün ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bu on yıllık süreçte Türkiye'de çok şey değişti. Ancak değişmeyen bazı alışkanlıklarımız da oldu. Hâlâ doğruya doğru, yanlışa yanlış demekte zorlanıyoruz. Olayları çoğu zaman objektif bir bakış açısıyla değil, siyasi kimliklerimizin penceresinden değerlendirmeye devam ediyoruz.

Eğer benim düşüncemdeysen, benim partimdensen ya da benim gibi düşünüyorsan söylediklerin doğrudur; aksi hâlde söylediklerin peşinen yanlış kabul ediliyor. Daha da kötüsü, hiç benimsemediğiniz bir siyasi görüşün doğru bulduğunuz tek bir yönünü dile getirseniz, hemen o görüşün mensubu ilan ediliyorsunuz. Böylece kamplaşmalar, ötekileştirmeler ve toplumsal ayrışmalar ne yazık ki hız kesmeden devam ediyor.

Bugün kendimize samimiyetle şu soruyu sormalıyız: 15 Temmuz'u doğuran şartlar tamamen ortadan kalktı mı?

Gerçekçi bir değerlendirme yaptığımızda, bunun cevabının tam anlamıyla "evet" olmadığını görüyoruz. Yaşanan bazı mağduriyetlerin hâlâ giderilemediği de ortadadır.

Öte yandan, 15 Temmuz'dan önemli dersler çıkardığımız alanlar da oldu, yeterince ders çıkaramadığımız alanlar da...

Ben o gece yaşananları, birçok kişi gibi, bir işgal girişimi olarak değerlendirdim ve bugün de aynı kanaatteyim. Belki maddi anlamda bir işgal gerçekleşmedi; ancak milli ve manevi değerlerimize yönelik saldırılar, aile kurumunu hedef alan küresel etkiler ve kültürel yozlaşma dikkate alındığında, manevi alandaki mücadelenin hâlâ devam ettiğini düşünüyorum.

Bunun yanında, savunma sanayiinde elde edilen başarılar ise ülkemiz adına gurur vericidir. Özellikle çevremizin adeta bir ateş çemberine dönüştüğü günümüzde, yerli ve millî savunma teknolojilerinde ulaşılan seviye, Türkiye'nin güvenliği açısından son derece önemli bir kazanımdır.

15 Temmuz'un bize hatırlattığı en önemli gerçeklerden biri de dinimizi; kişilerden, cemaatlerden ya da gruplardan değil, İslam'ın asli kaynaklarından öğrenme gerekliliğidir. Peki, bunu yeterince başarabildik mi?

Bugün deizmin ve çeşitli sapkın inanç akımlarının yaygınlaşması, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanların artması, bu konuda hâlâ önemli eksiklerimizin bulunduğunu göstermektedir.

Toplum olarak değişmeyen başka bir yönümüz daha var. Başarı olduğunda bütün payı kendimize çıkarıyor, övgüde sınır tanımıyoruz. Başarısızlıkta ise herkes suçlu oluyor; fakat nedense kendimize hiç pay çıkarmıyoruz. Oysa gelişmenin ilk şartı, önce kendi eksiklerimizi görebilmektir.

Yakın zamanda gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nde ise Türkiye'nin uluslararası alandaki duruşuna ilişkin önemli mesajlar verildi. Tarihini reddeden değil, tarihiyle gurur duyan bir Türkiye görüntüsü ortaya konuldu. Bölgesel bir güç olmanın ötesinde, küresel ölçekte söz sahibi olma hedefi vurgulandı. Savunma sanayiinde ulaşılan seviyenin de etkisiyle Türkiye, dosta güven veren, düşmana ise caydırıcı bir ülke olduğunu bir kez daha gösterdi.

15 Temmuz'da Türkiye'yi hedef alan güçler, bugün eski Türkiye'nin artık geride kaldığını görmek zorunda kaldılar. Askerî anlamda Türkiye'ye yönelik benzer bir girişimin bedelinin çok ağır olacağını biliyorlar. Ancak bu durum, Türkiye'ye yönelik düşmanlıkların sona erdiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, yöntemler değişse de hedeflerin değişmediğini görüyoruz.

Kısacası, 15 Temmuz'dan bugüne uzanan süreci ana hatlarıyla değerlendirdiğimizde, hem gurur duyacağımız gelişmelerin hem de üzerinde düşünmemiz gereken eksikliklerin bulunduğunu söyleyebiliriz.

Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız: Ülkemize yönelik tehditler bitmedi; sadece şekil değiştirdi. Türkiye'yi hedef alan saldırılar farklı yöntemlerle devam ediyor ve etmeye de devam edecektir.

Bu nedenle 15 Temmuz gecesinde ortaya çıkan millî birlik ve beraberlik ruhunu daima canlı tutmalıyız. O gece nasıl tek yürek olduysak, nasıl ülkemize sahip çıktıysak, aynı bilinç ve kararlılığı geleceğe de taşımalıyız.

Çünkü gerçek işgal, ancak milletin birlik duygusunu kaybettiği gün gerçekleşir.

Allah ülkemizi her türlü fitne ve ihanetten muhafaza etsin.

15 Temmuz başta olmak üzere, vatanımız için canlarını feda eden bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Çünkü işgal girişimleri hiçbir zaman tamamen sona ermeyecek; önemli olan millet olarak buna karşı daima uyanık kalabilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsmet TAŞ Arşivi