Aysel Ayşe Aygün Özer
Meclis kürsüsünde sözler yükselir…
Kimi zaman sert tartışmalar, kimi zaman alkışlar, kimi zaman itirazlar duyulur. Milletvekilleri konuşur, birbirlerine cevap verir, gündem hararetlenir.
Ama bütün bu konuşmaların arasında sessizce çalışan insanlar vardır: stenograflar.
Onları çoğu zaman fark etmeyiz. Kürsüde değildirler, alkışlanmazlar, televizyon ekranlarında ön plana çıkmazlar. Fakat Meclis'te söylenen sözlerin kaybolup gitmemesi için büyük bir dikkatle çalışırlar.
Peki neden yazıları bizim yazımıza benzemez?
Çünkü onların amacı güzel yazmak değil, hızlı yazmaktır.
Stenografi, konuşulan kelimeleri mümkün olduğunca hızlı kaydetmek için kullanılan özel bir yazı sistemidir. Biz bir cümleyi harf harf yazarken stenograf, özel işaretler ve kısaltmalarla çok daha kısa sürede not alabilir.
Bir bakıma onların kalemi, konuşmacının sesinin peşinden koşar.
Bir milletvekili dakikalarca konuşurken stenografın önündeki kâğıtta bizim için anlamsız görünen çizgiler, işaretler ve şekiller oluşur.
Fakat o şekillerin her birinin bir anlamı vardır.
Sonra o sessiz işaretler, herkesin okuyabileceği resmî tutanaklara dönüşür.
İşte burada insanın aklına şu soru geliyor:
Biz tarihe geçen sözleri hatırlarken, o sözleri kayda geçirenleri ne kadar hatırlıyoruz?
Bir ülkenin parlamentosunda yalnızca kürsüde konuşanlar değil, o konuşmaları kaydedenler de demokrasinin hafızasını oluşturur.
Çünkü bugün söylenen bir söz, yarın tarih olabilir.
Ve bazen tarihin en önemli cümleleri, büyük harflerle değil, küçücük bir stenografi işaretiyle kayda girer.
Belki de stenografların en büyük özelliği budur:
Onlar konuşmazlar; ama konuşulan hiçbir şeyin unutulmaması için çalışırlar.
Meclisin sessiz tanıklarıdır onlar.
Kalemleri hızlı, görevleri ağır, görünümleri sade…
Ama tuttukları kayıtlar, bir ülkenin siyasi hafızasının parçasıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.