İsmet TAŞ
Nasıl soyuluyoruz?
Dünyanın her yerinde insanlar, fazla uğraşmadan, didinmeden, emek sarf etmeden ve en ufak bir çalışma gayreti göstermeden para kazanmak ister. Ancak söz konusu para zamanla dudak uçuklatacak seviyelere ulaştığında, insanın hırsı da sınır tanımaz hâle gelebilir.
Argo tabirle “beleş” para öylesine tatlı gelir ki, bazı insanlar bu uğurda her türlü yolsuzluğu ve usulsüzlüğü göze alabilir. Üstelik bu kişilerin, yaptıklarıyla insanların hayatlarını ne hâle getirdikleri çoğu zaman umurlarında bile olmaz.
Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde daha sık ve daha görünür şekilde karşımıza çıkmaktadır. Para kazanma hırsı, insanı zamanla insanlığından uzaklaştırdığı gibi, toplumun da kangrenleşmiş yaralarından biri hâline gelebilir.
Bizzat yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu olaydan hangi derslerin çıkarılacağına ise elbette siz karar vereceksiniz.
6 Şubat depremleri meydana geldiğinde her yer yıkılmış, yanmış ve harap olmuştu. Yağmur, soğuk ve ağır yaşam koşulları depremden etkilenmiş insanımızı perişan ediyordu. O günlerde en temel ihtiyaçlardan biri çadırdı. Devletin elindeki çadırların yanı sıra özel sektör de gece gündüz demeden çadır üretmeye ve bölgeye ulaştırmaya çalışıyordu. Çünkü çadır olmadan yaşam, birçok insan için ya mümkün değildi ya da son derece zor şartlar altında devam ediyordu.
Tam da böyle bir dönemde, dönemin Kızılay Başkanı'nın, Kızılay'a ait çadırların bir bölümünün Ahbap Derneği'ne satılmasıyla ilgili kamuoyuna yansıyan gelişmeler üzerine sosyal medya üzerinden sert eleştirilerde bulundum ve Kızılay Başkanı'nın istifa etmesi gerektiğini ifade ettim.
İnsanlar çadır diye feryat ederken, acil ihtiyaç olan çadırların satıldığı yönündeki haberler kamuoyunda büyük bir tepkiye neden olmuştu.
Ben de bu konudaki düşüncelerimi açıkça dile getirdim. Bunun üzerine beni tanıyan veya tanımayan birçok kişi sosyal medya üzerinden saldırıya geçti. Kimi insanlar geri adım atmamı istedi, kimi tehdit etti, kimi ise ağır hakaret ve küfürlere başvurdu.
Elbette elimden geldiğince karşı koydum ve bir adım geri atmadım.
Aradan çok geçmeden dönemin Kızılay Başkanı, çadır satışının gerçekleştiğini kabul etti. Bir süre sonra da görevinden istifa etti.
Ben de sosyal medya üzerinden, “Özür dileyenler ellerini kaldırsın!” diye yazdım.
Fakat tek bir kişi bile çıkıp “Özür dilerim.” demedi.
İşte bu olay, bugün bile hatırladıkça beni derinden üzen bir hadisedir.
Ancak meselenin bir başka boyutu daha vardı. O günlerde bazı kişiler, kendilerini adeta devletin yerine koyarak devlete ve devlet kurumlarına ağır hakaretler yöneltti. Devlete tepkili olanlar, Ahbap Derneğine büyük miktarlarda bağışlarda bulunuldu. Toplumun tanınmış veya tanınmamış pek çok kesiminden insanlar, o günlerin duygusal atmosferi içerisinde çeşitli tercihlerde sergilediler.
Bugün geldiğimiz noktada ise o günlerde yüksek sesle konuşan, büyük iddialarda bulunan ve adeta “mangalda kül bırakmayan” birçok kişinin, yaşanan gelişmeler karşısında sessizleştiğini görüyoruz.
Peki, bütün bunlardan ne anlamalıyız?
Şimdi bütün okurlarımdan ricam, birkaç dakikalığına oturup sadece bu olay üzerine düşünmeleridir.
Bu olaydan hangi dersleri çıkarmalıyız?
Neler yapmalıyız?
Nasıl davranmalıyız?
Ne tür tedbirler almalıyız?
Bizi, bu tür kişi ve yapılara inanmaya sevk eden nedenler nelerdir?
Duygularımız nasıl yönlendiriliyor?
Birilerine sorgulamadan inanırken, başkalarını neden aynı ölçüde dinlemiyoruz?
Yanlış yaptığımızı anladığımızda neden özür dilemekten kaçınıyoruz?
Toplum olarak, bazı insanların yanlışlarına nasıl çanak tutuyoruz?
Bunlar ve benzeri soruları çoğaltabiliriz.
Asıl mesele, birilerinin bizi kandırması kadar, bizim neden kandırıldığımızı da sorgulamaktır.
Çünkü toplumlar yalnızca kendilerini soyanlar yüzünden değil, sorgulamadan inananlar, araştırmadan savunanlar ve yanlışları gördükleri hâlde susanlar yüzünden de zarar görür.
Unutmayalım:
Gerçekleri sorgulamadan savunmak, yanlışın ortağı olmaktır.
Hakikati kabul etmek ise yenilmek değil, insan olmanın gereğidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.