Aysel Ayşe Aygün Özer
Herkese Açık Kapı, Bazılarına Özel Anahtar
Bir belediyede işe girmek için ne gerekir?
Diploma mı?
Tecrübe mi?
Liyakat mi?
Yoksa doğru kişiyi tanımak mı?
İşte asıl sorulması gereken soru bu.
Çünkü toplumda yıllardır konuşulan bir mesele var: Torpil.
Bir kişi bir kuruma giriyor. Sonra onun yakını, arkadaşı, akrabası, hemşehrisi, dostu derken çevresindeki halka genişliyor. Bir süre sonra ortaya tek tek bağlantılardan oluşan bir yapı değil, adeta bir örümcek ağı çıkıyor.
Ağın bir ucunda bir kişi var.
Diğer ucunda ise işe ihtiyacı olan, yıllarca eğitim almış, sınavlara hazırlanmış, CV hazırlayıp kapı kapı dolaşan ama bir türlü o kapıdan içeri giremeyen yüzlerce insan...
İşte insanın canını acıtan taraf tam da burası.
Çünkü dışarıdan başvuran vatandaşın sorduğu soru çok basit:
“Ben bu kurumda çalışmak için ne yapmalıyım?”
Eğer cevap “Başvurunu yap, şartları taşıyorsan değerlendirilirsin” ise mesele yok.
Ama cevap görünmeyen bir bağlantıya, bir “dayıya”, bir tanıdığa, bir referansa dönüşüyorsa işte orada kamu vicdanı yara alır.
Belediyeler kimsenin özel mülkü değildir.
Belediyeler, o şehirde yaşayan herkesin vergileriyle ayakta duran kamu kurumlarıdır.
Dolayısıyla belediyenin işe alım kapısı da vatandaşa eşit mesafede olmalıdır.
Bir kişinin belediyeye girmesi elbette tek başına torpil anlamına gelmez. Bir insan gerçekten hak ederek işe girmiş olabilir. Ancak mesele, aynı çevrenin peş peşe kuruma taşındığı yönünde bir algı oluştuğunda başlar.
Çünkü kamu yönetiminde sadece adalet yetmez.
Adaletin görünür olması da gerekir.
İnsanlar “Kim alındı?” kadar “Nasıl alındı?” sorusunun da cevabını bilmek ister.
Hangi kadro açıldı?
İlan nerede yayımlandı?
Kaç kişi başvurdu?
Kaç kişi mülakata çağrıldı?
Hangi kriterlere göre seçim yapıldı?
Ve en önemlisi:
Dışarıdan başvuran vatandaşın da o işe girme ihtimali gerçekten var mıydı?
İşte şeffaflık tam olarak budur.
Çünkü liyakatın olmadığı yerde sadece bir kişi kaybetmez.
Bir genç kaybeder.
Bir anne kaybeder.
Bir baba kaybeder.
Yıllarca okuyan, kendisini geliştiren, “Ben de bir gün kamu kurumunda çalışacağım” diye umut eden binlerce insan kaybeder.
Ve zamanla toplumda çok tehlikeli bir düşünce yerleşir:
“Ne kadar çalışırsam çalışayım, benim bir dayım yoksa zaten olmaz.”
İşte kamu kurumlarının asıl mücadele etmesi gereken şey budur.
Çünkü vatandaşın devlete olan güveni, bazen büyük projelerden değil, küçücük bir işe alım sürecinden başlar.
Bir belediyenin vatandaşa vermesi gereken mesaj şudur:
“Tanıdığın olmasa da kapımız sana açık.”
İşte o zaman insanlar belediyeye yalnızca hizmet aldığı bir kurum olarak değil, adaletin gerçekten işlediğine inandığı bir kamu kurumu olarak bakar.
Bugün konuşmamız gereken mesele de tam olarak budur.
Kimseyi peşinen suçlamadan...
Kimsenin hakkını yemeden...
Ama vatandaşın aklındaki soruları da görmezden gelmeden:
Bu kapı herkese gerçekten açık mı?
Yoksa bazıları kapıyı çalarken, bazıları çoktan anahtarı cebine mi koydu?
Cevabı yöneticiler vermeli.
Çünkü kamu kurumlarında en değerli referansın bir “dayı” değil, liyakat olması gerekir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.