Aysel Ayşe Aygün Özer
Siyaset Neden Halkın Dilini Unuttu?
Bir zamanlar siyasetçinin en büyük gücü, halkın arasına karışabilmesiydi.
Pazarda esnafın yanına oturmak, emeklinin derdini dinlemek, işçinin elini sıkmak, öğrencinin geleceğini konuşmak…
Siyaset, halkın hayatına dokunduğu ölçüde anlamlıydı.
Bugün ise siyasetin dili giderek değişiyor.
Kürsülerde büyük cümleler kuruluyor, ekranlarda sert tartışmalar yaşanıyor, sosyal medyada birbirine cevap yetiştiriliyor.
Ama bütün bu gürültünün arasında vatandaşın sade bir sorusu bazen duyulmuyor:
“Benim hayatım ne olacak?”
Vatandaş ekonomi haberlerini izlerken kendi mutfağındaki hesabı düşünüyor.
Genç iş ararken geleceğini düşünüyor.
Emekli ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.
Anne-baba çocuğunun eğitimini, evladının geleceğini düşünüyor.
Siyaset ise bazen bütün bunların üzerine öyle ağır ve karmaşık bir dil kuruyor ki, halk kendi derdini o cümlelerin arasında bulamıyor.
Oysa halkın dili çok daha basit.
Geçinebiliyor muyum?
Güvende miyim?
Çocuğumun geleceği var mı?
Adalete güvenebilir miyim?
Devletin kapısını çaldığımda sesimi duyacak biri var mı?
İnsanların istediği çoğu zaman çok büyük sözler değil.
İşini düzgün yapan bir devlet, adil bir düzen, güvenilir kurumlar ve geleceğe dair umut.
İktidar da muhalefet de bunu unutmamalı.
Çünkü siyaset yalnızca rakibe cevap vermek değildir.
Siyaset, vatandaşın sorusuna cevap verebilmektir.
Bir siyasetçi gün boyunca rakibini eleştirebilir.
Ama akşam eve dönen vatandaşın mutfağındaki tencere kaynamıyorsa, o gün siyasetin ne kadar konuştuğundan çok ne kadar çözüm ürettiği önemlidir.
Belki de siyasetin yeniden öğrenmesi gereken en önemli şey şudur:
Halkın dili karmaşık değildir.
Halk sadece duyulmak ister.
Ve bazen bir ülkenin en büyük siyasi sorunu, insanların konuşmayı bırakması değil;
siyasetçilerin halkı dinlemeyi bırakmasıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.