İsmet TAŞ
Beklentiler ve İnsani İlişkiler
“İnsanın huzuru, başkalarının davranışlarından çok, kendi beklentilerini nasıl yönettiğinde gizlidir.”
Konu başlığını görünce eminim içinizden; “Türkiye’de ve dünyada bu kadar olay varken, savaşlar dünyayı cayır cayır yakarken, ülkemizin her an savaş ihtimali gündemdeyken, insanlar birbirlerini anlamakta ve hatta birbirlerine tahammül etmekte zorlanırken bu nedir şimdi?” dediğinizi duyar gibiyim.
İşte tam da bundan dolayı insani değerlere ve sosyal konulara ağırlık verilmesinin gerekliliğine inanıyorum. Çünkü toplumun sosyal huzuru ve refahı, yalnızca büyük sorunların çözümüyle değil; insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin niteliğiyle de yakından ilgilidir.
Burada bizim için en önemli unsur; insanın saadeti, mutluluğu, huzuru, saygınlığı, gördüğü değer, sevgi, saygı, güven, anlayış ve elbette beklentileridir.
Ailemiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, komşularımız; kısacası hayatımızda yer alan kim olursa olsun, onların yaptıkları güzelliklerin ve iyiliklerin yanı sıra bize gösterdikleri anlayış, hoşgörü ve değerin, beklentilerimize ne kadar cevap verdiği önemlidir.
Tabii ki beklentilerimiz, karşımızdaki insanın durumuna ve bizim onunla kurduğumuz ilişkiye göre değişir. Bir insana ne kadar değer veriyor, onu ne kadar önemsiyor, seviyor ve saygı duyuyorsak, çoğu zaman ondan da aynı ölçüde karşılık bekleriz. Beklediğimiz ilgiyi, sevgiyi veya değeri göremediğimizde ise büyük bir hayal kırıklığı yaşarız.
Bazen de karşımızdaki insanı olduğu gibi kabul etmek yerine, kafamızda oluşturduğumuz şekle göre olmasını bekleriz. Bizim gibi düşünmesini, bizim gibi hissetmesini, aynı öfkeyi ve aynı sevinci göstermesini isteriz. Hatta çoğu zaman söylemeden ne düşündüğümüzü ve ne hissettiğimizi anlamasını bekleriz.
Aslında bu ve benzeri beklentiler insanidir. Sevmek, önemsenmek, anlaşılmak ve değer görmek istemek son derece doğal ve kıymetli duygulardır. Ancak karşılık göremediğimizde beklentilerimiz, zamanla kendi iç dünyamızın yüküne dönüşür.
Beklentiler büyüdükçe hayal kırıklıkları da büyür.
Karşı taraf bazen bu kırgınlığımızı fark eder, bazen de hiç fark etmez. Biz ise yaşadığımız hayal kırıklığını içimizde büyütmeye devam ederiz.
İşte bu tür insani ilişkilerde, kurulan iletişimde ve beklentilerimize karşılık bulamadığımız durumlarda insan kendisini yalnız hissedebilir. Yalnızlık ise insanın kendi kendisiyle konuşmasından tutun da, zihninde binbir senaryo kurmasına kadar pek çok duyguya kapı aralayabilir.
Bir süre sonra kırgınlık, öfkeye; öfke, hırsa; hırs ise saldırganlığa dönüşebilir.
Hiç kendi kendinizi bu konuda test ettiniz mi?
Beklenti içine girdiğinizde ve istediğiniz şekilde karşılık göremediğinizde ne hissediyorsunuz?
Eğer beklentinize istediğiniz gibi karşılık verilmediğinde sinir, hırs, öfke ve saldırganlık oluşuyor; karşınızdaki insana karşı kırıcı ve öfkeli bir dil kullanmaya başlıyorsanız, en kısa zamanda kendinizi toparlamanız gerekir. Çünkü kontrol edilmeyen duygular, insanı aslında hiç yapmak istemediği davranışlara sürükleyebilir.
Bazen insanı yoran, yaşadığı olay değil; o olaydan beklediği karşılıktır.
Buna karşılık beklentinize istediğiniz düzeyde karşılık alamadığınız hâlde bunu anlayış, hoşgörü ve saygı içerisinde karşılayabiliyorsanız, kendinizi mutlaka takdir edin. Çünkü bu, insanın kendi duygularını yönetebildiğinin göstergesidir.
Belki de gerçekten “erdemliler kulübüne” hoş geldiniz!
İstisnasız hiç kimseyi kendi kafamızdaki düşüncelere göre şekillendirmeye çalışmayalım. İnsanları değiştirmeye uğraştıkça hayal kırıklığımız büyür, sorunlarımız çoğalır. Her insanın kendine özgü bir karakteri, düşüncesi, hayat tecrübesi ve olaylara bakış biçimi vardır.
En çok yanıldığımız noktalardan biri de şu düşüncedir:
“Ben onun için ne yaptıysam, o da benim için yapmalı.”
Aslında beklenti içine girmenin en büyük yanılgılarından biri budur.
Sevgi, saygı, iyilik ve fedakârlık bir alışveriş değildir. Bunlar karşılık beklenmeksizin yapıldığında daha anlamlı, daha kıymetli ve daha değerlidir.
Karşımızdaki insan yaptığımız iyiliği hiç anlamasa, görmese hatta görmezden gelse bile, biz iyilik yapmaktan vazgeçmemeliyiz. Çünkü yaptığımız iyilik, öncelikle bizim karakterimizin ve insanlığımızın bir yansımasıdır.
İyiliğin en güzel karşılığı, insanın kendi vicdanında duyduğu huzurdur.
Yapmış olduğumuz iyilikleri, fedakârlıkları, gösterdiğimiz sevgiyi ve saygıyı fıtratımıza uygun olarak, herhangi bir karşılık beklemeksizin yerine getirirsek kendimizi daha mutlu, huzurlu ve saygın hissederiz.
Bununla birlikte karşımızdaki insandan sürekli anlayış beklemek, her an bizi arayıp sormasını istemek, sürekli yanımızda olmasını arzu etmek, hatta düşüncelerimizi ve duygularımızı kendiliğinden anlamasını beklemek de doğru değildir.
Çünkü her beklenti, ilişkinin omuzlarına biraz daha yük bindirir.
Bir süre sonra iletişim yorulur, insanlar birbirinden uzaklaşır ve hayat hem kendimiz hem de karşımızdaki için gereksiz bir mücadeleye dönüşür.
Elbette insan sevmek, sevilmek, değerli, saygın ve kıymetli olduğunu hissetmek ister. Bunlar insan olmanın en doğal ihtiyaçlarıdır. Ancak mutluluğumuzu yalnızca başkalarının bize göstereceği ilgiye ve vereceği karşılığa bağlamamalıyız.
Beklenti içine girmemek, sevgiden vazgeçmek değildir.
Aksine beklentisiz sevgi, daha özgür, daha samimi ve daha güçlü bir sevgidir.
Özetle; gerek insani ilişkilerde gerekse her türlü iletişimde, beklenti içinde olmadan; şartsız, anlayışlı ve hoşgörülü bir yaklaşım sergilemeye çalışmalıyız.
İnsanları değiştirmeye değil, anlamaya çalışmalıyız.
Sevgiyi bir hesap defterine, iyiliği bir alışverişe, dostluğu bir borç ilişkisine dönüştürmemeliyiz.
Çünkü hayat, kimin bize ne verdiğinin hesabını tutarak geçirilemeyecek kadar kısa; insan ilişkileri ise hesaplanamayacak kadar değerlidir.
Sevelim ama karşılık beklemeyelim.
İyilik yapalım ama hesabını tutmayalım.
Değer verelim ama kendi değerimizi başkasının davranışına bağlamayalım.
Anlayış gösterelim ama kendimizi de unutmayalım.
Unutulmamalıdır ki sağlıklı ve etkili iletişimin, huzurlu birlikteliklerin ve güçlü insan ilişkilerinin en önemli unsurlarından biri, karşımızdaki insanı olduğu gibi kabul edebilmek ve beklentilerimizi yönetebilmektir.
Hayatı güzelleştirmekte de çirkinleştirmekte de, zorlaştırmakta da kolaylaştırmakta da önemli ölçüde kendi elimizde olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
Çünkü bazen hayatı değiştirmek için dünyayı değiştirmemiz gerekmez.
Bir bakışımızı, bir sözümüzü, bir beklentimizi değiştirmemiz yeterlidir.
Ve belki de bütün yazının özeti şu cümlede saklıdır:
“Beklentiyi azalt, anlayışı çoğalt; sevgiyi çoğalt, hesabı azalt. Çünkü gönül, yük taşıdıkça değil; yük bıraktıkça hafifler.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.