Aysel Ayşe Aygün Özer
Başörtüsünün Üzerinden Değil, Anlamının İçinden Konuşmak
Son günlerde sosyal medyada dolaşan bazı görüntüler, insanı kıyafetten çok kıyafete yüklenen anlamlar üzerine düşünmeye sevk ediyor.
“Başörtüsü defilesi” adı altında düzenlenen bir etkinlikte, tesettür kavramıyla bağdaşmadığı düşünülen kıyafetlerin sergilenmesi; ardından da başörtüsünün farklı kültürlerdeki kullanım biçimleriyle karşılaştırılması yeni bir tartışmanın kapısını araladı.
Fakat burada asıl mesele bir kadının ne giydiği değil.
Asıl mesele, dini bir kavramın moda sektörünün diliyle yeniden tarif edilmeye çalışılmasıdır.
Tesettür, yalnızca başa takılan bir kumaş değildir. Bir Müslüman açısından tesettür; inanç, mahremiyet, edep ve kişinin kendi tercihiyle şekillenen bir yaşam anlayışının parçasıdır. Dolayısıyla adına “tesettür” denilen bir etkinlikte, tesettürün temel anlayışından uzak görüntüler ortaya çıktığında insanların itiraz etmesi şaşırtıcı değildir.
Ama bir başka noktada da dikkatli olmak gerekir.
Bir baş bağlama biçimini doğrudan “Yahudi kadınların başörtüsü” diye tanımlayıp bunun üzerinden Müslüman kadınlara bir şey “empoze edildiğini” söylemek, hem Yahudilikteki hem de İslam'daki farklı başörtüsü geleneklerini fazlasıyla basitleştirir. Dinlerin yüzyıllara yayılan kıyafet kültürleri, tek bir fotoğraf veya tek bir bağlama şekliyle açıklanamaz.
Üstelik mesele dinler arasında bir “başörtüsü yarışı”na dönüştürüldüğünde, asıl tartışmayı da kaybediyoruz.
Benim itirazım başka yerde:
Dini semboller ticari bir trende dönüştürüldüğünde, geriye ne kalıyor?
Bugün “tesettür” denilen şey yarın bir moda akımına, ertesi gün bir podyum estetiğine, sonraki gün ise satış stratejisine dönüşebiliyor. Oysa inançla ilgili bir tercih, yalnızca vitrin değeri üzerinden okunamaz.
Bir kadının başını nasıl örttüğü kadar, neden örttüğü de önemlidir.
Başını örten kadını küçümsemek ne kadar yanlışsa, başını örtmeyen kadını inancı üzerinden yargılamak da o kadar yanlıştır.
Çünkü özgürlük, yalnızca bizim hoşumuza giden tercihlere özgürlük tanımak değildir.
Fakat özgürlüğün yanında bir de dürüstlük vardır.
Bir ürüne “tesettür” etiketi koyuyorsanız, o kavramın taşıdığı dini ve kültürel anlamı da dikkate almak zorundasınız. Sadece başa bir örtü yerleştirip geri kalanını bambaşka bir moda anlayışıyla şekillendirmek, elbette tartışılabilir.
Ve bugün yapılması gereken de tam olarak budur:
Kadınların kıyafetleri üzerinden birbirine saldırmak değil, kavramların içini boşaltmadan konuşabilmek.
Başörtüsü bir kumaş parçasıdır.
Ama bazı insanlar için o kumaşın anlamı, kumaşın kendisinden çok daha büyüktür.
İşte buna saygı göstermek, ne modaya düşmanlıktır ne de başka bir dine.
Bu, sadece insanın inancına ve tercihine saygı göstermektir.
Çünkü bazen mesele başörtüsünün nasıl bağlandığı değildir.
Mesele, başörtüsünün anlamının kim tarafından ve hangi amaçla yeniden yazılmaya çalışıldığıdır.
Ders kitapları ve öğretmenin mesleki özgürlüğü
23 Ekim 2026 Cuma 01:00Açık uçlu sorular ve yapay zekâ: Peki ya yanlış değerlendirilirsek?
22 Ekim 2026 Perşembe 01:00Önce eğitimin altyapısı, sonra sınav!
20 Ekim 2026 Salı 01:00Laikliği anlamadan birbirimizi yargıladık
19 Ekim 2026 Pazartesi 01:00Bir Başörtüsü, Bir Çocuk ve Koca Bir Vicdan Meselesi
15 Ekim 2026 Perşembe 01:00Seçmenin oyuyla gelen başkan, partisini değiştirince ne olur?
10 Ekim 2026 Cumartesi 01:00Gündemi kim belirliyor?
09 Ekim 2026 Cuma 01:00Okullarda bıçak, çantalarda silah: çocuklar kimin korumasında?
08 Ekim 2026 Perşembe 01:00Bir festivalden fazlası: TEKNOFEST
07 Ekim 2026 Çarşamba 01:00Adaletin partisi olur mu?
06 Ekim 2026 Salı 01:00
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.