Devler Ligi'nde gerçeklerle yüzleşmek

Şampiyonlar Ligi’nde haftayı büyük hayal kırıklığı ile kapattı. Önce Galatasaray evinde Barcelona’ya 4-1 ardından Fenerbahçe deplasmanda Aston Valli’ya tarihi bir skorla 6-0 yenilerek büyük hayal kırıklığı yarattı.

Galatasaray ve Fenerbahçe şampiyonlar liginde farklı yenildi neden bizim takımlarımız bu kadar etkisiz kaldı ve neden bu kadar farklı yenildi bunu nasıl açıklarız bilemiyorum değerli Ulus Gazetesi okurları.

Yapılan transferlere bakıyorum, bir de harcanan milyonlarca euroya bakıyorum ortada elle tutulur bir başarı yok bu da ülke olarak bizim ayıbımız olsun. Gerçekten ayıbımız olsun ki bir daha böylesine çöp transferlere dünyanın parasını harcayıp kulüplerimizi borç batağına sürüklemeyelim.

Tük futbolunun Şampiyonlar Ligi sahnesinde aldığı ağır yenilgiler, hem taraftarlar hem de futbol camiasında derin bir hayal kırıklığı ve sorgulama sürecini beraberinde getirdi. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Avrupa’nın en üst düzey organizasyonunda yaşadığı bu farkı ve takımlarımızın Avrupa arenasındaki yetersizliği ile bir kez daha yüzleştik.

Süper Lig sahnesinde her hafta birbirimizle kavga ederken, milyon euroluk transferleri davul zurnayla karşılarken, taktik dehalarımızı yarışırken hayat bize gayet güzel görünüyordu. Ancak Şampiyonlar Ligi, Türk futbolunun yüzüne her zamanki gibi sert bir tokat gibi çarptı.

Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Avrupa devleri karşısında aldığı farklı ve çaresiz yenilgiler, bir tesadüf değil; yıllardır biriken yapısal problemlerimizin kaçınılmaz bir sonucudur. Öylesine bir kaçınılmaz son ki ortada futbol adına bir başarı yokken.

Peki, Süper Lig’in "süper" takımları neden Avrupa’da bir anda orta sıra takımına dönüşüyor? Neden bu kadar kolay pes ediyor ve farklı yeniliyoruz?

Bence bunun birini nedeni o takımlarla bizim aramızdaki oyun temposu ve fiziksel yoğunluk uçurumunu birinci sıraya koyabiliriz. Bizim ligimizde maçlar ortalama 45-50 dakika efektif süreyle oynanıyor. Hakem düdükleri, yerlerde yatan oyuncular, her pozisyonda VAR incelemeleri ve bitmek bilmeyen itirazlar yüzünden tempo sürekli düşüyor.

Şampiyonlar Ligi'nde ise duraksama yok. Avrupalı rakipler ilk dakikadan itibaren oyunu yoğun pres, yüksek topsuz koşu temposu ve hızlı paslaşmalarla dikte ediyor. Bizim temsilcilerimiz Süper Lig’deki konfor alanına alışkın olduğu için rakiplerin bu temposuna en fazla 20-30 dakika yanıt verebiliyor; sonrasında ise hem fiziksel hem de zihinsel olarak oyundan düşüyor.

Bu ağır yenilgilerin ikinci nedeni ise taktiksel disiplin ve modern futbol gereksinimleri. Modern futbol artık sadece bireysel yeteneklerle veya "ruh koymakla" kazanılamıyor. Avrupa futbolu tamamen alan kapatma, geçiş hücumlarını savunma ve topsuz oyun üzerine kurulu.

Ligimizde kadro kalitesi farkıyla çözülen bireysel hatalar, Devler Ligi'nde anında cezalandırılıyor. Savunma arkasına atılan tek bir top, hatalı bir baskı zamanlaması ya da kaptırılan kritik bir pas, skor tabelasının hızla değişmesine yetiyor da artıyor. Temsilcilerimiz geriye düştüğünde ise taktiksel disiplinden tamamen kopup duygusal reaksiyonlar veriyor; bu da farkın açılmasına zemin hazırlıyor.

Üçünce nedeni ise transfer politikası ve kadro mühendisliği hataları olarak karşımızda bir ayna gibi duruyor. Yıllardır aynı hatayı tekrarlıyoruz: Avrupa’da başarıyı "ismi büyük ama kariyerinin sonuna gelmiş" veya "fiziksel olarak düşüşe geçmiş" yıldızlarda arıyoruz.

Oysa Avrupa devlerinin kadroları genç, atletik, aç ve dinamik oyunculardan oluşuyor. İsim sponsorluklarıyla yapılan büyük transferler Süper Lig'de tribünleri doldurmaya ve maçı çözmeye yetse de; Tempolu ve temasa dayalı Avrupa maçlarında bu oyuncular rakiplerinin yanında ağır kalıyor.

Sonuçta çok ciddi bir donuşum şart. Bu yenilgiler, sadece iki kulübümüzün mağlubiyeti değil; Türk futbol ikliminin ve anlayışının yenilgisidir. Çünkü bizim futbol anlayışımız Edirne’den öteye geçmiyor. Günübirlik başarılarla kendimizi avutuyoruz hepsi bu kadar.

Gerçeklerle yüzleşmediğimiz, ligimizin kalitesini ve temposunu yukarı çekmediğimiz, scout odaklı ve fiziksel dayanıklılığı yüksek kadrolar kurmadığımız sürece Şampiyonlar Ligi sahnesinde figüran olmaktan öteye geçemeyiz.

Hakem tartışmalarını, günlük polemikleri bir kenara bırakıp futbolun temel doğrularına dönmek zorundayız. Aksi takdirde her Şampiyonlar Ligi akşamı, bize kendi gerçekliğimizi acı bir şekilde hatırlatmaya devam edecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi