Sadece sahada kaybetmedik…

Değerli Ulus Gazetesi okurları Pazartesi akşamı oynanan Galatasaray-Fenerbahçe ezeli rekabetindeki kavga gündemden düşmüş değil. Gerek ülkemizde, gerekse dünya büyük yankı uyandırdı. Bu maçla ilgili naçizane görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Futbol, milyonları bir araya getiren, insanlara heyecan veren, sevinci ve hüznü aynı anda yaşatan muhteşem bir oyundur. Hele söz konusu Galatasaray-Fenerbahçe derbisiyse… Bu ülkenin sokakları, evleri, kahvehaneleri, hatta gündelik sohbetleri bile futbolla dolar. Çünkü bu derbi, yalnızca iki takımın mücadelesi değil, Türkiye'nin en büyük futbol rekabetlerinden biridir.

Ancak ne yazık ki bazen futbolun güzelliğini konuşmamız gerekirken, sahadaki kavgaları, öfkeyi ve kontrolsüzlüğü konuşmak zorunda kalıyoruz. Peki, gerçekten ne kazandık ya da ne kaybettik bunu hiç düşündük mü?

Sahada atılan goller mi hatırlanacak, yoksa yaşanan kavga mı? Futbolcuların yetenekleri mi konuşulacak, yoksa birbirine yönelen yumruklar, itişmeler ve taşan öfke mi? Dünyanın dört bir yanında bu maçı izleyenler, Türk futbolunun kalitesini mi görecek, yoksa bir spor müsabakasının nasıl gerilim ve şiddet görüntülerine dönüşebildiğini mi? İşte asıl mesele burada başlıyor.

Galatasaray da Fenerbahçe de bu ülkenin değeridir. Her iki kulübün de milyonlarca taraftarı, köklü bir tarihi ve dünya çapında tanınırlığı var. Bu iki büyük kulübün karşı karşıya geldiği bir maç, Türkiye'nin futbol kültürünü, spor anlayışını ve rekabet ahlakını göstermek için önemli bir fırsattır. Fakat bu fırsatı öfkeye, kavgaya ve karşılıklı suçlamalara kurban ettiğimizde, zarar gören yalnızca bir takımın itibarı olmuyor. Türk futbolunun tamamı yara alıyor.

Dünyaya rezil olmak, sadece kötü bir görüntü vermek değildir. Asıl kayıp, sporun temsil ettiği değerleri kendi ellerimizle yok etmektir.

Elbette derbilerde tansiyon yükselir. Rekabetin doğasında heyecan, hırs ve kazanma arzusu vardır. Ancak rekabetin bir sınırı olmalıdır. O sınır, rakibine duyduğun saygıdır. O sınır, formasını taşıdığın kulübün sorumluluğudur. O sınır, milyonlarca çocuğun seni örnek aldığını unutmamaktır.

Bugün Galatasaraylı bir çocuk da Fenerbahçeli bir çocuk da tuttuğu takımın futbolcusuna bakıyor. Ondan yalnızca iyi futbol oynamasını değil, zor anlarda nasıl davranması gerektiğini de öğreniyor. Peki, sahada öfkesini kontrol edemeyen, rakibine saygıyı unutan bir futbolcu, o çocuğa nasıl örnek olacak?

Futbolcular yalnızca sporcu değildir; Aynı zamanda milyonlarca insanın gözünün önündeki rol modellerdir. Bu nedenle sahada sergilenen her davranışın bir karşılığı vardır. Kazanmak kadar kaybetmeyi bilmek, mücadele etmek kadar rakibe saygı göstermek de profesyonelliğin bir parçasıdır.

Burada yalnızca futbolcuları suçlayıp işin içinden çıkamayız. Yöneticilere, teknik direktörlere, hakemlere, yorumculara ve taraftarlara da önemli sorumluluklar düşüyor. Her tartışmayı bir savaş meselesine dönüştürürsek, her hakem kararını düşmanlık sebebi sayarsak, her mağlubiyeti bir komplo hikâyesine çevirirsek bu ateşi hep birlikte büyütürüz.

Sürekli gerilimi besleyen bir dilin ardından sahada huzur beklemek ne kadar gerçekçi?

Elbette hatalar varsa araştırılmalı, sorumlular varsa hesap vermeli, kurallar ihlal edilmişse gereken yaptırımlar uygulanmalıdır. Ancak adaletin yolu da şiddetten değil, hukuktan ve sağduyudan geçer. Forma rengi ne olursa olsun, hiç kimse kuralların üzerinde değildir.

Galatasaraylı olmak başka, Fenerbahçeli olmak başkadır. Fakat söz konusu Türkiye'nin futbol itibarı olduğunda hepimiz aynı gemideyiz. Bir takımın taraftarı rakibine üstünlük kurduğunda sevinebilir; Bunda hiçbir sorun yok. Sorun, rakibini insan olarak görmeyi bıraktığında başlıyor.

Unutmayalım ki dünyanın bizi nasıl gördüğünü yalnızca kazandığımız kupalar belirlemiyor. Kaybettiğimiz anda nasıl davrandığımız da en az zaferlerimiz kadar önem taşıyor.

Bir derbiyi kazanmak büyük bir mutluluktur. Ancak o galibiyet uğruna saygıyı, sportmenliği ve insanlığı kaybetmenin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü skor tabelası birkaç gün sonra unutulabilir; Fakat şiddet görüntüleri yıllarca hafızalarda kalabilir.

Artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi: Biz futbolu gerçekten seviyor muyuz, yoksa rakibimizden nefret etmeyi mi futbol sevgisi sanıyoruz?

Bu sorunun cevabı, Türk futbolunun geleceğini de belirleyecek.

Galatasaray da Fenerbahçe de büyüktür. Ama hiçbir kulüp, hiçbir forma ve hiçbir kupa; Sporun ruhundan daha büyük değildir.

Dileğimiz, bir sonraki derbinin kavga görüntüleriyle değil, güzel futboluyla, centilmenliğiyle ve unutulmaz anlarıyla dünya gündemine gelmesidir.

Çünkü bu ülke, kavga eden futbolcularıyla değil, dünyaya örnek olan sporcularıyla anılmayı hak ediyor. Rekabet sahada kalsın, öfke tribünleri aşmasın, futbol yeniden futbol olsun.

Zira bazen en büyük mağlubiyet, skor tabelasında yazan değildir. Bazen asıl mağlubiyet, milyonların önünde kendi değerlerimizi kaybetmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi