Kaosun ve zamanın kesiştiği yer: Ulus

Kimine göre Ankara’nın kalbi, kimine göre en ucube yeri Ulus. Kimi, neyi ararsanız Ulus’ta bulmanız mümkün. Gerçekten hem tarihi hem de bir zamanların en lüks konaklarının olduğu bir yer Ulus.

Ulus kadar garip bir yer yok. Üniversite var tam karşısında pavyon, biraz ilerisinde Hacı Bayram Veli Türbesi, sağa dön müze, köşede dolandırıcı abiler, karşısında halk pazarı, tam göbekte karakol, bu lokasyona bitirme tezi yazılır.

Ankara’yı düzenli, steril ve dikey binaların arasında sıkışmış bir memur kenti sananlar, yollarını henüz Ulus’a düşürmemiş olanlardır. Ulus, bu şehrin kibar ve mesafeli duruşuna atılmış en canlı, en filtresiz ve en uğultulu tokattır. Otobüs klaksonlarının, işportacı bağırışlarının, döner kokularının ve egzoz dumanının birbirine karıştığı o büyük meydanda adımlarken, şehrin hafızasıyla günün keşmekeşi arasında bir yerde kaybolursunuz.

eyup-kara-jpg.jpeg

Ulus’un kaosu rastgele bir karmaşa değildir; Yılların biriktirdiği katmanların patlamasıdır. Bir yanda Cumhuriyet’in o ilk heyecanlı yıllarından kalma mağrur taş binalar, diğer yanda Hal’in tezgahlarında balık ya da taze sebze bağırışları... Bir köşede Ulus Heykeli’nin gölgesinde güvercinleri yemleyen emekliler, az ötede Anafartalar Çarşısı’nın tozlu vitrinlerinde geçmiş arayan meraklılar. Burası aynı an içinde hem 1920’leri hem de günümüzün tüm telaşını yaşatır insanı.

Bu semtte zaman düz bir çizgide akmaz. Hacı Bayram Veli Cami’nin manevi sükunetinden çıkıp iki sokak aşağı yürüdüğünüzde kendinizi bitpazarının, eski plakçıların ve seyyar satıcıların yarattığı o devasa panayırın ortasında bulursunuz. Kaos, Ulus’un savunma mekanizması gibidir. Sizi hemen içine almaz, önce gürültüsüyle sersemletir, ritmine ayak uyduramazsanız dışarı iter. Ama o kalabalığa bir kez teslim olursanız, Ankara’nın gerçek kalbinin burada attığını hissedersiniz.

Çankaya’nın ya da Tunalı’nın o ölçülü, planlı sokaklarına kıyasla Ulus, şehrin özgür kalmış vahşi tarafıdır. Kimsenin kimseyi süzmediği, herkesin bir koşturmaca içinde olduğu, her köşesinden başka bir hikayenin fırladığı bir kent sahnesidir. Belki yorucudur, belki göz yorar ve kulakları çınlatır; ama Ankara’nın o gri ve resmi maskesini düşürüp altına gizlediği en samimi, en canlı yüzü de tam olarak burasıdır.

Neticede gerçekten çok kaotik bir ortam Ulus. Fakat buranın müdavimleri alıştıkları Ulus’tan kopamıyor orası da ayrı bir muamma. Nedir onları buraya çeken gerçekten merak etmiyor değilim hani…

Ankara’da doğmadım ama hemen hemen haftanın birkaç günü mutlaka Ulus’a giderim ve her seferinde yeni bir yer keşfederim. Kaldırımlarında türbeler, su içmelik çeşmeler olan canım şehrimin tarihi orası. Kahvenizi hanlardan birinde içersiniz, yokuşlarında canınız çıkar. Ne gariptir ki Ulus hem şehrin içinde hem de şehirden uzakta öyle bir yer işte.

Ama ben seviyorum Ulus’u ne ararsanız bulacağınız bir garip yer. Özellikle alt tabaka diye dalga geçilen insanların sevdiği Ulus kolay kolay vazgeçilecek gibi değil. Hiç vazgeçilmesin çünkü her yer adıyla müsemmadır…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi