Ahmet Yücer
Sosyal gruplarda amaç sapması
1971’de Kanada’nın Vancouver limanından küçük bir tekneyle yola çıkan idealistler, Alaska’daki nükleer denemeleri durdurmak istiyordu. Greenpeace’in doğuşuna uzanan bu girişimi, daha sonra balina avcılığına karşı kampanyalar izledi.
Hareketin ilk yıllardaki doğrudan eylem felsefesi, küresel fonlar, büyük sponsorlar ve profesyonel yöneticilerle yerini lobilere ve büyük bağışçıların hassasiyetlerini gözetmeye bıraktı.
Bu değişimi sert bir şekilde eleştiren Paul Watson, 1977’de uyumsuz ve arıza çıkaran kişi ilan edilerek Greenpeace’den ihraç edildi, sonra da kurucu listesinden ismi silindi. Bu ihraç sivil toplum kurumlarında yanlışı söyleyenlerin nasıl dışlandığını gösteren tipik bir örnektir.
İyi Niyetle Çıkılan Yol
Dernekler, vakıflar, sosyal ve siyasi gruplar güzel amaçlarla kurulur. İnsanlar para, zaman ve emek harcar, topluma faydalı olmak isterler. Başlangıçta samimiyet, fedakârlık ve istişare vardır.
Yeni katılımlar hareketi kartopu gibi büyütürken ekonomik ve siyasi güç sahipleri devreye girer, sponsorlar artar. Böylece doğal büyüme süreçlerinin yerini hormonlu büyüme süreci alır.
Kararlar ortak akıldan çok büyük bağışçıların ve nüfuzlu kişilerin taleplerine göre şekillenmeye başlar. Kimi statü, kimi ticari kazanç, kimi çocuğuna burs, barınak veya iş imkanı ararken beklentiler hareketin kuruluş amacının önüne geçmeye başlar.
Hasbi insanlar tuğla taşırken ortada olmayanlar, bina bitince çatı katına makam odası kurarlar.
Yanlışı Söyleyen Suçlu Olur
Bu arada amaçtan uzaklaşmayı fark edenler konuşmaya çalışır. Fakat sorunun kendisi yerine eleştirenin kimliği ve niyeti tartışılır. “Kişisel hesabı var, huzur bozuyor, ihanet ediyor” denilerek itibarsızlaştırılır.
İçeride sesini duyuramayan kişi, sosyal medyadan yardım umar. Bu defa da “meseleyi dışarıya taşıdığı” için suçlanır. Oysa içeride konuşabileceği güvenli bir ortam kalmamıştır.
İdeallerden Kurum Çıkarına
Sosyolojide bu süreci anlamaya yardımcı iki kavram vardır. Robert Michels’in “Oligarşinin Tunç Kanunu”, demokratik amaçlarla kurulan örgütlerde bile yönetimin zamanla küçük bir grubun eline geçmesi eğilimini anlatır.
“Amaç sapması” ise başlangıçtaki ideallerin unutulması, kurumun varlığını, parasını, gücünü ve yöneticilerin statülerini korumanın başlıca amaç haline gelmesidir.
Yönetim tabana hesap vermiyorsa, gönüllülerin emeği bir kaç kişinin ya da kliğin nüfuzunu büyütmesine hizmet edebilir. Eleştiriyi susturmak da bu düzeni korumanın aracına dönüşür.
Sorumluluk kime ait
Çok değerli bir hareket zamanla içi boşalır ya da duvara toslarsa, bunda karar alanların veya kendi başına inisiyatif kullanan profesyonel yöneticilerin sorumluluğu yok mudur? Yaşananlar yalnızca kader veya Allah’ın takdiriyle açıklanabili mi?
Aynı yanlışların tekrarlanmaması için sorumluların belirlenmesi, hesaba çekilmeleri ve en azından insanları sui zana sevketmemek için görevden çekilmeleri gerekmez mi?
Amaç kaymasını önlemek için
Sosyal gruplar kurumsallaşırken yönetimin (danışma, yönetim kurulu ve profesyonellerin) görev ve yetkileri, görev süreleri ve yeniden seçilme şartları net bir şekilde belirlenmelidir.
Denetleyenler denetledikleri kişilere bağımlı olmamalı ve kurumda hesap verme kültürü güçlendirilmelidir. Mali kaynaklar ve önemli kararlar üyelerle paylaşılmalı, bağış yapmak, nüfuz sahibi olmak veya bir kliğe yakın olmak kuruluşu yönetmenin ayrıcalığına dönüşmemelidir.
İstişare, önceden alınmış kararları onaylatmak için yapılmamalı, farklı görüşler kararlara yansıyabilmelidir. En önemlisi de, yanlışı söyleyen kişi dışlanma korkusu yaşamamalıdır.
Ancak bu kurallar yalnızca tüzükte kalırsa aynı kişiler farklı unvanlarla, aynı klikler yeni isimlerle yönetmeye devam eder. Asıl mesele, kuruluşun amacından uzaklaştığını söyleyenlerin dinlenmesi ve yanlışı yapanların hesap vermesidir.
Yanlışı söyleyenler dışlanırken yanlışı yapanlar yerlerini koruyorsa, amaç kaymasını önleyecek kuralların ne anlamı kalır?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.