Bir Sosyal Gruba Mensup Olmak

Ortaçağ Fransa’sının güneyinde Béziers şehrinde mütevazi ve barışçıl bir yaşam süren ancak Papalık otoritesini reddeden “Katar mezhebi” mensuplarını Kilise sapkın ilan etmişti.

Kilisenin organize ettiği Albi Haçlı Seferi (1209) sonunda şehir ele geçirilince askerler Katoliklerle Katarların nasıl ayırt edileceğini sordular.

O gün Papalık temsilcisi kolektif cezalandırmanın sembolü olan "Hepsini öldürün, Tanrı kendinden olanları ayırır." cevabını verince suçlu-suçsuz yaklaşık 20 bin kişi katledilmişti.

Toplum sosyal gruplardan oluşmaz mı?

Aynı ülkede farklı etnik kökenden, dinden, mezhepten, görüşten, şehirden veya bölgeden insanlar birlikte yaşar. Kimi muhafazakâr, kimi seküler, kimi liberal, kimi sosyal demokrat, kimisi de ülkücü veya devrimcidir.

Bu çeşitlilik zamanla kurumsallaşır ve insanlar derneklere, vakıflara, siyasi partilere veya başka sosyal gruplara üye de olabilirler.

Zaten çoğulcu toplum dediğimiz yapı da farklı insanların ve farklı grupların bir arada yaşayabilmesidir.

Devlet Vatandaşından Ne İster?

Farklı grupların huzur içinde bir arada yaşayabilmesi, devletin koyduğu kurallara uyulması ile mümkündür.

Vatandaş devlete karşı yükümlülüklerini yasalara uyarak, vergisini ödeyerek ve askerlik yaparak yerine getirir.

Devlet de vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlar, ülkede adaleti tesis eder, eğitim, sağlık, altyapı hizmetleri sunar ve vatandaşın temel haklarını korur.

Bu ilişki, modern devlet anlayışının temelini oluşturan toplumsal sözleşmenin de özüdür.

Suçu Kim İşlediyse O Cezalandırılır

Modern ceza hukukunun en önemli kazanımlarından biri “suçun şahsiliği” ilkesidir.

Bir aileden bir kişinin suç işlemesi bütün bir aileyi suçlu yapmayacağı gibi, bir şehirden bir kişinin suç işlemesi de o şehrin bütün insanlarını suçlu yapmaz.

Bir siyasi partinin üyesi suç işlediğinde bütün parti mensupları suçlanamayacağı gibi bir sosyal grup mensubunun suç işlemesi halinde de o gruba mensup diğer kişiler suçlu sayılamaz.

Çünkü hukuk, grupları değil fiilleri yargılar.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette (En'âm 164, İsrâ 15, Fâtır 18, Zümer 7 ve Necm 38), ‘Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez’ ilkesi tekrarlanır.

Buradan çıkaracağımız sonuç da bir insanın ancak kendi yaptığı, iştirak ettiği veya hukuken sorumlu olduğu eylemden dolayı cezalandırılabileceğidir.

Kolektif Ceza Yeni Değil

İlk Çağ ve Orta Çağdan günümüze toplu cezalandırma örnekleri maalesef sürüp gelmiştir.

Antik Çin'de devlete ihanet ettiği gerekçesiyle bir kişinin ailesinin ve yakınlarının cezalandırılması yaygın uygulamaydı.

Orta Çağ Avrupasında da bir suçlunun ailesinin ve yakınlarının cezalandırıldığı sayısız örnek mevcuttur.

Kolektif cezalandırmanın en acı örneklerinden biri ise II. Dünya Savaşı sırasında bir Nazi subayına düzenlenen suikast sonrası Çekoslovakya'daki Lidice köyündeki insanların topluca katledilmesi ve köyün ortadan kaldırılmasıdır.

Kur’an-ı Kerim, Maide Suresi 8. ayette ‘Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin’ buyurarak toplu cezalandırmaya karşı inananlar uyarılmaktadır.

Birey mi, Grup mu?

Modern hukuk sistemi vatandaşına “Sen ne yaptın?” sorusunu sorarken,

Otoriter hukuk sistemi “Sen kimlerdensin?” sorusunu sorar.

Bu iki soru arasındaki fark, aslında cezalandırma mantığı arasındaki farktır.

Bir toplumda insanlar davranışlarına göre değil, mensubiyetlerine göre değerlendirilmeye başlanmışsa suçun şahsiliği ilkesi çiğnenmiş olur.

Bugün dünyanın hemen bütün modern hukuk sistemleri kolektif cezalandırmayı reddediyor.

Ancak bir hukuk kuralının yasalarda yazılmış olması, onun her dönemde ve herkese eşit biçimde uygulandığını da göstermiyor. Çünkü bizim tarihimizde de maalesef acı örnekler var.

Bir sonraki yazıda biraz da bunun üzerinde duralım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi