Türkiye’de değişen ABD algısı

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler hiçbir zaman düz bir çizgi halinde ilerlemedi. Bazen stratejik ortaklık, bazen mecburi ittifak, bazen de örtülü rekabet şeklinde devam etti.

Ancak Türk halkının ABD’ye bakışı uzun yıllar büyük ölçüde pozitif seyrederken, son 20–25 yılda belirgin şekilde negatifleşti.

Üstelik bu değişim açıkça toplumun hemen her kesiminde görülür oldu. Bunun sebeplerini anlamak için ilişkilerin tarihsel kırılma noktalarına bakmak gerekir.

Manda Tartışmalarından NATO’ya

Kurtuluş Savaşı öncesinde bazı aydınlar, kurtuluş için Amerikan mandasını çözüm olarak görmüştü. Bu fikir Sivas Kongresi’nde reddedildi ama halkta ABD’ye yönelik olumsuz bir duygu yoktu.

II. Dünya Savaşı sonrası SSCB’nin Kars, Ardahan ve Boğazlar üzerinde baskı kurması üzerine ABD Missouri Zırhlısını İstanbul’a gönderdi ve Türkiye’nin yalnız olmadığını gösterdi. Bu gelişme NATO üyeliğinin halk tarafından daha kolay benimsenmesini sağladı.

Marshall Yardımları ise Türkiye’de ABD algısını pozitif etkiledi. Tarımda makineleşme hızlandı, traktör sayıları arttı, kırsalda iş makinalarıyla yollar yapıldı. Anadolu’da “Amerikan yardımı” kalkınmanın sembolü gibi görüldü.

İlk Büyük Kırılma: Johnson Mektubu

1964 Johnson Mektubu aslında Türkiye–ABD ilişkilerindeki ilk ciddi kırılmaydı. Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini engellemeyi amaçlayan sert üsluplu bu mektup, diplomatik teamüllerin dışına çıkan bir metindi.

Olay daha çok devlet elitlerinin bildiği bir kriz olarak kaldı. Halkın geniş kesimleri konudan habersizdi, bu nedenle halkta ciddi bir ABD antipatisi oluşmadı.

VI. Filo ve Sol Hareketler

1968’de ABD’nin 6. Filosu İstanbul’a geldiğinde solcu gençlerin protestoları ve ABD askerlerinin denize atılması uzun süre gündem oldu.

Ancak toplumun büyük kısmı bu hadiseleri “solcu gençlerin eylemleri” olarak değerlendirdi. Sağ seçmenin ağırlıklı olduğu Türkiye’de bu olaylar ABD karşıtlığını yaygınlaştırmadı. Hatta birçok kişi meseleyi anti-emperyalizmden çok ideolojik sokak çatışması olarak gördü.

Kıbrıs Harekatı ve Ambargo

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası dört yıl süren ABD’nin silah ambargosu savunma alanında önemli dar boğazlara yol açtı. Dahası dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in haşhaş ekimi konusunda ABD baskısına direnerek milli bir duruş sergilemesi çok büyük ekonomik sıkıntıları da beraberinde getirdi.

Buna rağmen toplumdaki ABD algısı yine negatife dönmedi. Halkın önemli bir kısmı yaşanan sorunları daha çok Türk siyasetinin yönetemediği krizler olarak değerlendirdi.

Hatta aynı silahların kullanıldığı sağ-sol çatışmalarında bile halk olayların arkasındaki Gladyo/Kontrgerilla bağlantısını tam olarak kavrayamadı.

Özal Dönemi

Özal döneminde uygulanan liberal politikalar, dışa açılma, IMF ve Dünya Bankası destekleri ile ekonominin büyümesi geniş kesimlerde “Amerika ile iyi ilişkilerin refah getirdiği” düşüncesini güçlendirdi.

Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte ABD artık sadece askeri müttefik değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın da ana aktörü gibi görülüyordu.

2000’li Yıllar

AK Parti’nin ilk dönemlerinde de benzer bir tablo oluştu. AB reformları, demokratikleşme söylemleri, ekonomik büyüme, yabancı sermaye girişleri ve özgürlük alanlarının genişlemesi toplumun önemli bir kısmında Batı’ya karşı olumlu bir hava oluşturdu.

Ancak 2003 yılında Irak’ın işgali ve askerimizin başına çuval geçirilmesi Türk halkının ortak tepkisine yol açtı. Sonrasında Libya ve Suriye’de yaşananlar tartışmaları büyüttü. Özellikle milyonlarca sığınmacının Türkiye’ye gelmesi ve ABD’nin PKK/YPG’ye verdiği destek, Türk toplumunda çok derin bir kırılma oluşturdu ve “ABD Türkiye’nin güvenliğini tehdit ediyor” düşüncesini güçlendirdi.

Dahası, ABD'nin Türkiye'ye uyguladığı CAATSA yaptırımları ve parası ödenen F-35 savaş uçaklarını teslim etmemesi iki ülke arasındaki ilişkileri daha da gerdi. Bu gelişmeler halktaki ABD algısını da olumsuz etkiledi.

ABD’nin İsrail ve İran Politikaları

Türk toplumunda ABD algısını olumsuz etkileyen bir başka sebep de İsrail politikalarıdır. Filistin’de yaşanan işgal, katliamlar ve Gazze’deki yıkımın ABD tarafından açıkça desteklenmesi bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bütün kesimlerin tepkisine yol açmıştır.

Son olarak ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları da iki halkı birbirine yaklaştırmış ve Türk halkındaki ABD algısını olumsuz etkilemiştir.

İki ülke liderleri arasındaki yakın ilişkinin devletler arası ilişkileri düzeltmesi beklenmektedir. Ancak ABD NATO’yu da kullanarak Türkiye’yi kendi politikaları doğrultusunda kullanmak istemektedir. Bu politika Türkiye’yi komşusu İran ile çatışmaya sürükleyecektir.

BOP Projesiyle Suriye’de sürüklendiğimiz durumun bu kez İran ile yaşanması kaçınılmaz görülüyor. Maalesef ABD taleplerine halen HAYIR diyemediğimiz anlaşılıyor. Türk halkı ise içten içe ABD güdümündeki politikalardan rahatsızlık duymaktadır. Bu noktada ister istemez aklımıza rahmetli Kamran İnan’ın “Hayır Diyebilen Türkiye” özlemi geliyor. T

Diğer yandan ABD’nin İsrail’e verdiği kayıtsız destek de halktaki negatif algıyı daha da artırıyor.

Sonuç

Türk halkındaki ABD algısı Kıbrıs’tan Irak’a, PKK/YPG politikalarından Filistin meselesine kadar onlarca kırılmanın birikmesiyle oluşmuştur.

Dikkat çekici olan ise geçmişte daha çok sol çevrelerde görülen ABD karşıtlığı, bugün toplumun hemen her kesimine yayılmış durumdadır.

Belki de ilk kez Türkiye’de sağcı, solcu, ulusalcı-milliyetçi, muhafazakar ve seküler kesimlerin önemli bir bölümü liderler arasındaki dönemsel yakınlaşmalara rağmen ABD'ye karşı derin bir güvensizlik duymaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi