Ahmet Yücer
Senaryoyu kim yazıyor, oyuncular kimler?
Geçen haftaki yazım üzerine bazı okuyucular “Ne senaryosundan bahsediyorsun?” türünde serzenişte bulundular. Senaryo ve oyuncu benzetmesini rastgele seçmemiştim. Çünkü televizyonda veya sinemalarda izlediğimiz her yapımın, seyircinin görmediği ciddi bir arka planı vardı.
Oyuncular ve Taahhütleri...
Film sektöründe paydaşların rolleri farklıdır. Normal şartlarda hikayeyi ve diyalogları senarist yazar, sonrasında yapımcı tarafından önemli oyunculara senaryo gönderilerek roller teklif edilir. Oyuncu da yönetmenin yönlendirmesiyle karakteri canlandırır.
Eğer bir oyuncu daha başlangıçta yapımcıdan yüklü miktarda bir avans almışsa zaten kendisine teklif edilecek rolü baştan kabul etmiş demektir. Kaldı ki profesyonel işlerde oyuncular sözleşmeye uymakla yükümlüdür.
Bir oyuncu beş on bölüm oynadıktan sonra ilerleyen bölümlerde “artık ben istediğim gibi oynarım” diyemez. Derse bunun bir bedeli olacağını da bilir. Yani çekimler başladıktan sonra geri dönüş zordur.
Televizyon ve sinema sektöründe sözleşmeyi ihlal eden ve projeyi yarıda bırakanların çok yüklü tazminat ödemek zorunda kaldığı örnekler mevcuttur.
Hollywood tarihinde Marlon Brando’dan Whoopi Goldberg’e kadar birçok ünlü oyuncu projeden çekilmenin hukuki sonuçlarıyla karşılaşmıştır. En bilinen örneklerden biri Kim Basinger’dır.
Kim Basinger Boxing Helena (1993) adlı filmde bazı sahnelerden rahatsız olduğu gerekçesiyle projeden çekilmek istemişti. Açılan davada mahkeme Basinger'ı 8.1 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum etmiş ve bu devasa ceza nedeniyle ünlü aktris o dönem iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalmıştı.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Buraya kadar anlattıklarımın elbette bir amacı vardı. Şimdi filmi bir kenara bırakıp aynı kavramlarla son çeyrek yüzyılın Orta Doğu’suna bir bakalım.
Siyasi Senaryoyu Kim Yazıyor?
Adı değişmekle birlikte Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrası İslam coğrafyasını “kendi güvenlik ve stratejik çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmak” amacıyla geliştirdiği küresel bir siyasi ve askeri doktrindir [1].
BOP, ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı Bernard Lewis’in The Arc of Crisis yani İslam coğrafyasını istikrarsızlaştırarak kontrol etmeyi öngören yaklaşımına ve Zbigniew Brzezinski’nin 1997’de yazdığı The Grand Chessboard çalışmasına dayanır [2].
ABD’li Neocon stratejist ve siyasetçiler; Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Richard Perle ve Condoleezza Rice tarafından Project for New American Century (PNAC) adlı düşünce kuruluşunda somutlaştırılan doktrinin Afganistan ve Irak aşamaları 11 Eylül 2001 sonrasında oğul Bush döneminde uygulanmıştı.
Senaryonun görünen amacı, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki 20'den fazla ülkede demokrasiyi yaymak, insan haklarını geliştirmek, kadın haklarını savunmak, ekonomik ve eğitim reformları yapmaktı.
Ancak uygulamaların gösterdiği gerçek amacın, enerji kaynaklarının kontrolü, İsrail'in bölgesel güvenliği ve mevcut ulus-devlet yapılarının zayıflatılarak bölgenin etnik ve mezhepsel daha kolay yönetilebilir parçalara bölünmesi olduğu anlaşılmaktadır [3].
Oyuncular Değişirken
Tabloya bu zaviyeden bakıldığında; Afganistan ve Irak’ın ardından Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de yönetimler birer birer değişti. Hatta ABD, en sıkı müttefiklerinden olan Hüsnü Mübarek’i bile rolünü oynamakta geciktiği için korumadı ve bu ülkelerin liderleri 2011-2012 sürecinde tasfiye edildiler. Bu kapsamda Suriye'deki değişim süreci de Rusya ve İran desteğinden dolayı biraz uzun sürdü.
Son olarak İran’da rejim değişikliği ve nükleer tehdidin bertaraf edilmesi amacıyla başlatılan saldırılar şimdilik beklenen sonucu vermedi. Ancak İran’ın bu direncinden dolayı süreç uzasa bile ABD ve İsrail’in hedeflerinden vazgeçecekleri düşünülmemelidir.
Türkiye Senarist mi, Oyuncu mu?
Son aylarda Türkiye’nin bölgede aktif rol aldığı görülürken, PKK’nın silah bırakması için yapılan yasal düzenlemeler ile Pakistan ve S. Arabistan’la yapılan savunma ve işbirliği anlaşması bu soruyu daha önemli hale getiriyor.
İran’a karşı bir blok oluşturmanın ötesinde anlamlar içeren bu anlaşmanın tarafları, aynı zamanda senaryoda iç karışıklık çıkarılarak bölünmesi planlanan ülkeler olduğu unutulmamalıdır.
Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığım bu senaryonun bir bölümünde bir oyuncu filmin en önemli karakterlerinden biri haline dönüşebilir. Ancak bu oyuncu kendisine biçilen rolü mü oynayacak, yoksa oyunun yönünü değiştirebilecek bir aktör mü olacak? Bunu zaman gösterecektir.
Türkiye açısından bugün sorulması gereken soru da budur:
Biz bu hikâyenin sadece oyuncusu muyuz, yoksa başkalarının yazdığı senaryoda değişiklik yapabilecek miyiz?
Kaynaklar
1- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/556861
2- https://www.mfa.gov.tr/ekonomi-gozluguyle-genis-orta-dogu-projesi-ve-turkiye.tr.mfa
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.