Aleyna Erzurumlu

Aleyna Erzurumlu

Serbest Piyasa mı, "Ne Tutturursam" Piyasa mı?

Şöyle bir çevrenize bakın; sabah kahvesini içerken, otobüs beklerken ya da akşam akşam bir şeyler atıştırmaya çalışırken hemen herkesin dilinde tek bir mevzu var: "Bugün markete gittim, dün aldığım şey bugün yine zamlanmış!"

Son yıllarda hayat pahalılığı zaten belimizi bükmüş durumdaydı ama işin içine bir de fırsatçılık girince tadımız tuzumuz tamamen kaçtı. "Enflasyon var kardeş" deyip her hafta ürünün üstüne keyfi yüzde yirmi, yüzde otuz eklemek serbest piyasa ekonomisi falan değil; düpedüz "ne tutturursam" ekonomisi haline gelmişti. Mutfak alışverişine çıkmak, insanı zihnen yoran bir matematik sınavına dönüşmüştü âdeta.

Tam "Artık kimse bu etiketlerin hesabını sormayacak mı?" derken, Ticaret Bakanlığı’nın sahaya inmesi ve denetim çarklarını döndürmesi tabiri caizse içimize su serpti. Bakanlık ekipleri rafları, depoları, kasaları bir bir mercek altına almaya başladı. Üstelik bu inceleme sadece zincir marketlerin gıda reyonlarıyla sınırlı kalmadı; okul sezonunun açılmasıyla birlikte kırtasiyeden giyime kadar her kalem ürüne sıçradı.

Sonuçlar mı? Vallahi şaşırdık mı desem, kızdık mı desem bilemiyorum. Ortaya çıkan tablo tam anlamıyla bir "uçurum."

Sadece son bir ayda milyarlarca liralık ürün ve onlarca bin işletme tek tek incelendi. Okul alışverişinin tam ortasında, evladına bir defter bir kalem alacak velinin çaresizliğini fırsat bilenlere kesilen milyonlarca liralık cezaları görünce hem üzüldüm hem de "oh olsun" dedim. İncelemelerde ne rezillikler çıktı ortaya: Rafta yazan fiyatla kasadan geçen fiyatın alakası yok! Rafta 50 lira görüp sepete atıyorsun, kasada tık tık geçiyor, bir bakıyorsun 75 lira kesilmiş! Kasiyere söylesen "Etiket değiştirmeyi unutmuşuz abla" diyorlar. İyi de neden o unutkanlık hiç tüketicinin lehine işlemiyor, hep kasada fiyat yükselince unutuluyor?

İşin daha acı tarafı, aynı markanın, aynı gramajdaki sıradan bir kurşun kalemi ya da bir koli sütü, iki sokak ötedeki başka bir markette neredeyse iki katı fiyata satılabiliyor. Toptancı çıkışı aynı, lojistik maliyeti aynı... Peki bu aradaki devasa uçurum neyin nesi? İşte buna vicdan darlığı diyoruz.

Bakanlığın eliyle yürütülen bu sıkı denetimler, fahiş fiyat artışlarına kesilen ağır cezalar ve "Haksız Fiyat Artışı" tutanakları çok ama çok kıymetli. Çünkü bu ülkede serbest piyasanın, "başıboş piyasa" anlamına gelmediğini birilerinin hatırlatması gerekiyordu. Sahaya inen müfettişler sadece kâğıt üstünde ceza kesmiyor; fırsatçıya "Seni izliyoruz, vatandaşın cebine el uzatamazsın" mesajı veriyor.

Elbette bu denetimler sihirli bir değnek değil; bir günde tüm hayat pahalılığını bıçak gibi kesip atamaz. Ama açgözlülüğün, "nasıl olsa kimseden ses çıkmıyor" rahatlığının önüne geçmek için hayati bir baraj. Biz tüketicilere düşen de biraz uyanık olmak. Raftaki etiketle kasanın fişini çapraz kontrole alacağız, absürt bir fiyat gördüğümüzde ALO 175’e ya da şikâyet uygulamalarına bildireceğiz.

Umarım bu denetim çemberi daralarak devam eder ve kimse "etiket oyunuyla" milletin rızkına ortak olmaya cüret edemez. Çünkü çoluğunun çocuğunun okul masrafını, evinin mutfak masrafını kuruşu kuruşuna hesaplayan insanımızın tek istediği şey biraz adalet, biraz da vicdan.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aleyna Erzurumlu Arşivi