Aleyna Erzurumlu
Dijital dünyaya merhaba!
Yapay zeka şüphesiz hayatı kolaylaştıran bir devrim. İşlerimizi hızlandırıyor, karmaşık sorunlara saniyeler içinde çözümler üretiyor ve bize zaman kazandırıyor. Ancak bu teknolojik dönüşüm sokaktaki insanın gerçekliğiyle çakıştığında ortaya garip bir tablo çıkıyor. Bir algoritma size en hızlı yol tarifini verebilir ama o yoldaki bir komşunun selamındaki sıcaklığı, esnafın "çay koydum gel" çağrısındaki samimiyeti taklit edemez. Geleneklerimiz, yüz yüze kurduğumuz o dolaysız ilişkiler, yapay zekanın "verimlilik" odaklı dünyasında yavaş yavaş aşınıyor. Sokakta yalnızlaşan, ekrana kilitlenen ama toplumsal sorunlara duyarsızlaşan bireylere dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Bu dijital kasırganın en sert hissedildiği yerlerden biri ise şüphesiz okul hayatı ve eğitim sistemi. Bugün öğrenciler, ödevlerini ve araştırmalarını tek bir tıkla yapay zekaya devretmiş durumda. Teknoloji, bilgiyi erişilebilir kılması açısından büyük bir avantaj gibi görünse de, hazır bilginin konforu öğrencilerin eleştirel düşünme ve araştırma becerilerini adeta ekarte ediyor.
İşte tam bu noktada öğretmenlerimiz kendilerini eşi benzeri görülmemiş bir zorluğun içinde buluyor. Sınıfta karşısında oturan öğrencinin teslim ettiği kompozisyonun veya projenin gerçekten onun zihninden mi çıktığını, yoksa bir algoritmanın ürünü mü olduğunu anlamak artık neredeyse imkansız. Öğretmenler, bir yandan müfredatı yetiştirmeye çalışırken diğer yandan bu dijital kopyacılıkla mücadele etmek, öğrencideki özgün düşünceyi çekip çıkarmak için debeleniyor. Bilginin otoritesi olmaktan çıkıp, "doğru bilgi ile yapay zeka ürünü bilgiyi" ayırt etmeye çalışan birer hakeme dönüşmek zorunda kalıyorlar.
Yapay zekanın bu kadar hayatımıza girmesi sadece derin sorunlar yaratmıyor, bazen komedinin dibine vurmamıza da sebep oluyor. Mesela annelerimizin "Oğlum/kızım o telefonda ne var bu kadar?" sorusuna artık "Hiiç, yapay zekaya akşam ne pişirsem diye soruyorum, o da bana malzemesiz patates yemeği tarifi veriyor" yanıtını verebiliyoruz. Öğrencilerin "Hocam valla ben yazmadım, robot yazdı" savunmaları sınıflarda yankılanırken; yapay zekanın Türk insanının o meşhur "sokağın dilinden" anlama çabası ayrı bir şenlik! "Bana duygusal bir şarkı sözü yaz" dediğinizde size arabesk tadında ajitasyon yapan ya da komşunun dedikodusunu yaptırmaya çalıştığınızda "Ben bir yapay zekayım, gıybet yapamam" diye erdem dersi veren bir teknolojiyle karşı karşıyayız. İşin özü; yapay zeka bir yandan bizi düşündürürken, bir yandan da teknolojinin ne kadar "akıllı" ama biz insanoğlanın yanında ne kadar "saf" kalabildiğini gösterip yüzümüzü güldürmeyi gayet iyi başarıyor.
Yapay zeka hayatımızın bir gerçeği ve ondan kaçış yok. Ancak unutmamak gerekir ki; araçlar ne kadar gelişirse gelişsin, hayatın özü sokakta, insanda ve duyguda saklıdır. Yapay zeka bize makaleler yazabilir, soruları çözebilir; ama bir öğretmenin öğrencisinin gözündeki ışığı yakalamasını veya bir mahalle kültürünün birleştirici gücünü asla yerine gelemez. Teknolojiyi bir kolaylaştırıcı olarak başımızın tacı edelim, ama insanlığımızı ve ilişkilerimizi onun gölgesinde unutturmayalım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.