Camide dindar, hayatta nerede?

Camilerin avlusunda yaşamadıkları dinin dindarlarını en çok Protokolde görürsünüz.

Anma programlarında protokol camide.

Yakınlarından biri ölünce ve anma günü caminin yolu hatırlanır.

Kimi çantasından başörtüsünü çıkarır, kimi yıllardır uğramadığı camide saf tutar.

Kimi abdest konusunda hassasiyet göstermeden namaza durur, kimi de ölünün arkasından: “Kabri nurla dolsun, nur içinde yatsın.” diye dua eder.

Ne diyelim?

Yaşamadıkları dinin dindarı olurlar.

Çünkü bazıları için din, hayatın kendisi değil; cenazede, protokolde, düğünde, bayramda ortaya çıkarılan bir merasim haline gelmiştir.

Namaz görsel…

Dua görsel…

Cenaze görsel…

Mezarlık ziyareti gelenek…

Dini hayat ise atadan kalma alışkanlıkların tekrarı…

Sorgulamak yok.

Öğrenmek yok.

Kur’an’ın ne söylediğini anlamaya çalışmak yok.

Ama cenaze olunca herkes birden dindar!

İşte insanın kendisine sorması gereken soru tam da burada başlıyor:

Biz dini mi yaşıyoruz, yoksa dinin görüntüsünü mü taşıyoruz?

Çünkü din sadece ölünün arkasından okunacak birkaç sure değildir.

Dinin asıl imtihanı, yaşayan insanla kurduğun ilişkidedir.

Kul hakkı karşısında ne yapıyorsun?

Haksızlık gördüğünde susuyor musun?

Yetimin hakkını koruyor musun?

Tartıda, ticarette, makamda, görevde adil misin?

Güç eline geçtiğinde zayıfa nasıl davranıyorsun?

İşte din burada başlıyor.

Cenazede saf tutmak kolay.

Asıl mesele, hayattayken doğru tarafta saf tutabilmek.

Bir de şu “kabri nurla dolsun” meselesi var.

Halk arasında söylenen bu sözler çoğu zaman bir dua ve teselli ifadesidir. Fakat kabir hayatını yalnızca dünyadaki ışık, rahatlık ve konfor imgeleriyle anlatmak, ölümün ve ahiretin hakikatini basit bir masala çevirmemelidir.

Ölüm, hepimizin kapısında.

Bugün başkasının cenazesinin arkasında yürüyen biziz.

Yarın bizim cenazemizin arkasında başkaları yürüyecek.

Beden toprağa dönecek.

Makam geride kalacak.

Para geride kalacak.

Şöhret geride kalacak.

Kibir geride kalacak.

Geriye ne kalacak?

İşte asıl soru budur.

İnsan ölünce dünyadaki bütün gösteriş sona erer.

Ne makamın seni kurtarır, ne unvanın, ne servetin, ne de insanların önünde taktığın dindar görüntüsü…

Çünkü Allah katında mesele, cenazede nasıl göründüğün değil; hayattayken nasıl bir insan olduğundur.

Dini cenazeden cenazeye hatırlamak kolaydır.

Bayramdan bayrama hatırlamak da kolay.

Zor olan, dini hayatın merkezine koymaktır.

Zor olan, kimse görmezken dürüst olmaktır.

Zor olan, menfaatine dokunduğunda adaletten ayrılmamaktır.

Zor olan, gücün yettiği halde hakkı yememektir.

Ve belki de en zor olanı şudur: Kendimizi dindar zannetmek yerine, kendimize gerçekten hesap sormaktır.

Çünkü caminin avlusunda herkes dindar görünebilir.

Asıl mesele, caminin kapısından çıktıktan sonra nasıl bir insan olduğumuzdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi