Aleyna Erzurumlu
Filtrelerin arkasındaki illüzyon
Son yıllarda sosyal medya ana sayfamıza düştüğünde kendimizi bir reklam kuşağının ortasında değil, bir "mükemmellik döngüsü" içerisinde buluyoruz. Porselen gibi bir cilt, her sabah spor salonundan paylaşılan o kusursuz karın kasları ve her hafta değişen, her biri "hayatının vazgeçilmezi" olan lüks tüketim ürünleri... Peki, bu parıltılı ekranların arkasında gerçekten ne var? Yoksa biz sadece birer pazarlama figüranı mıyız?
Geçen hafta "Bu serum sayesinde cildim porselene döndü" diyen bir fenomenin, bu hafta başka bir markanın şişesini eline alıp aynı heyecanla "İşte gerçek mucize bu!" demesi artık hepimizin malumu. İşin ironik tarafı şu: Eğer her tanıtılan ürün iddia edildiği kadar etkili olsaydı, şu an hepimizin porselen gibi bir cildi, manken gibi bir vücudu ve bitmek bilmeyen bir enerjisi olurdu. Bu durum sadece bir tavsiye değil, bir güven karmaşasıdır. Tüketiciye sunulan şey bir çözüm değil, "bir sonraki ürüne kadar sürecek geçici bir umut" paketidir.
Fenomenlerin en büyük etkisi, o ulaşılmaz görünen lüks hayatları "bir tık uzağınızda" gibi göstermeleri. Pahalı çantalar, egzotik tatiller ve lüks araçlar; sanki sadece doğru kremi sürersek veya doğru kahveyi içersek bizim de o hayatın bir parçası olabileceğimize dair gizli bir vaat barındırıyor. Bu "özendirme" hali, özellikle genç zihinlerde tehlikeli bir kıyaslama döngüsü yaratıyor:
-Gerçeklik: Kiralık kıyafetler, sponsorlu oteller ve çekim biter bitmez kenara atılan ürünler.
-Algı: "Ben neden bu hayatı yaşamıyorum?" sorusuyla gelen yetersizlik hissi.
Sosyal medya fenomenliği kuşkusuz modern dünyanın yeni mesleklerinden biri. Ancak bu mesleğin etik sınırı, takipçiyi bir "insan" olarak değil de sadece bir "satın alma potansiyeli" olarak gördüğünde aşılıyor. Bizler ekranı kaydırdıkça, onlar banka hesaplarını dolduruyor; bizler "zayıflama çayları, protein barlar, çeşitli tür kahveler" ile sağlığımızı riske atarken, onlar filtrelerin arkasına saklanmaya devam ediyor.
Sonuç olarak; porselen ciltler çoğu zaman doğru ışık ve filtrenin, lüks hayatlar ise geçici sponsorlukların bir eseridir. Kendi hayatımızın kalitesini, başkasının reklam panosuna dönüşmüş hikayelerinde aramak yerine; gerçek ihtiyaçlarımıza ve kendi gerçekliğimize odaklanmanın vaktidir. Unutmayın, en büyük lüks; birinin size bir şey satmaya çalışmadığı o samimi andır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.