Bir başka açıdan Mekke Antlaşması

İran’a yönelik yaptırımların delinmesine aracılık ettiği iddiasıyla ABD tarafından Halkbank aleyhine New York Bölge Mahkemesinde yürütülen dava, 17 Haziran 2026’da düşürüldü.

Sonuçta Halkbank ABD’ye tazminat ödemedi ve davanın düşürülmesi Türkiye’de iç kamuoyuna zafer olarak sunuldu. Ancak bankanın İran yararına işlemlere girmemesi ve yaptırımlara uyumunun denetlenmesi şartları getirildi.

Emperyalist devletlerin ellerine geçen fırsatlardan kolayca vazgeçmediği bilinmektedir. Dolayısıyla meseleye yalnızca ödenmeyen tazminat üzerinden bakmak yeterli değildir. Bunun Türkiye açısından siyasi bir karşılığının bulunup bulunmadığı da sorgulanmalıdır.

Halkbank’tan Mekke Antlaşması’na

28 Şubat’ta başlayan ABD–İran Savaşı sırasında, ABD bütün müttefiklerinden yardım bekledi. Hatta hava üslerini kullandırmayarak onurlu bir duruş sergileyen İspanya’ya çok sert eleştirilerde bulundu. Ülkemizle ilişkileri açısından ise Temmuz ayında “Türkiye’nin kendilerine yardımcı olduğunu ve uyum içinde çalıştıklarını” ifade etmişti.

Ardından ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın, “Türkiye’nin İran’a yönelik baskılarda ABD’ye perde arkasından destek verdiğine” dair açıklamaları basına yansıdı. Bu açıklamalar, Türkiye’nin tutumuna ilişkin soru işaretleri oluşturdu. İster istemez konunun Halkbank davasıyla ilişkisi olup olamayacağı akıllara geldi.

Bu ortamda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos 2026’da Mekke’de Ortak Savunma Antlaşması’nı imzaladı. Türkiye kamuoyuna “Müslüman NATO” diye sunulan antlaşmanın en dikkat çekici maddesi, NATO’daki gibi ülkelerden birine yönelik saldırının tümüne yapılmış sayılmasıydı.

Ne var ki üç ülkenin karşı karşıya olduğu riskler aynı değildi. Pakistan’ın, Hindistan’la her an yeniden çatışma ihtimali bulunuyordu. Suudi Arabistan hem Yemen’deki Husilerin hem de ABD üsleri nedeniyle İran’ın hedefleri arasındaydı.

Türkiye ise çevresindeki savaşlara rağmen denge politikası güdüyor ve bütün taraflarla iyi ilişkilerini sürdürüyordu. Bu aşamada ABD’nin de desteklediği Mekke Antlaşmasının Türkiye’yi İran ve Husilerle karşı karşıya getirmemesi hassasiyet gerektiren bir husustu.

Babülmendep’teki Düğüm

Husiler uzun menzilli füze ve insansız hava araçlarıyla İsrail’i ve Suudi Arabistan’ı hedef alıyor ve Kızıldeniz’in güney çıkışındaki Babülmendep Boğazı’nı kapatmakla tehdit ediyorlardı. Hürmüz boğazındaki geçiş sorunlarına Babülmendep’in de eklenmesi, enerji sevkiyatı ve dünya ticareti açısından krizi derinleştirecektir.

Mekke Antlaşması yalnızca üç ülkenin savunma alanında iş birliği olarak değerlendirilemez. Türkiye’nin üstleneceği görevlerin zamanla enerji tesislerini korumaktan deniz yolunun açık tutulmasına kadar genişleyip genişlemeyeceği de sorgulanmalıdır.

Husilerin etkisizleştirilmesi, İsrail’e yönelik füze tehdidinin azaltılması anlamına da gelecektir. Türkiye’nin, Suudi Arabistan’da üstlendiği görevin, sonuçları bakımından ABD ve İsrail’in beklentilerine hizmet etmesi ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.

Nitekim Irak’a asker gönderilmesine ilişkin 1 Mart 2023 Tezkeresi, ABD'nin haksız ve gayrimeşru işgali ile Türkiye'nin emperyalist hedeflere alet edilmesi ihtimaline binaen TBMM’de reddedildiği unutulmamalıdır.

Askeri Tecrübe ve Görevin Sınırları

Türk ordusu, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekatından sonra Somali, Bosna-Hersek, Kosova ve Afganistan’daki BM ve NATO görevleriyle önemli bir yurt dışı tecrübesi kazandı. Bu görevlerin hepsinde askerimizin yerel halka yardım, destek ve güven veren tutumu ülkemize duyulan sempatiyi artırdı.

Suudi Arabistan’da üstlenilecek görev de yeni tecrübeler kazandırabilir. Ancak bunun ülkemize getireceği siyasi sorumluluklar yanında çatışmaya sürüklenme ihtimali de hesaba katılmalıdır. Çünkü Suudi Arabistan’a yönelik bir Husi saldırısında veya Babülmendep’in kapatılması halinde Türkiye’den ne beklendiği belirsizdir.

Vatandaş olarak arzumuz, Türk ordusunun enerji tesislerini korumanın ötesinde sıcak çatışmaya girmemesi, Yemen halkının zihninde kötü bir hatıra bırakmaması ve komşumuz İran’la ilişkilerimizin zedelemesine izin verilmemesidir.

Türkiye’nin Önceliği Barış Olmalı

Ordumuzun tecrübesine güveniyoruz. Bunu ABD Başkanı Trump da birçok kez söyledi. Ancak önemli olan bu tecrübenin hangi amaçla ve kimin yararına kullanılacağıdır.

Halkbank davasının kapanmasının Türkiye’ye açıklanmamış bir siyasi bedel getirmemesini diliyoruz. ABD yetkililerinin açıklamaları ile Mekke Antlaşması’nın yükümlülükleri konusunda kamuoyunun açık biçimde bilgilendirilmesi beklenmektedir.

Türkiye’nin önceliği, yeni çatışmaların tarafı olmak yerine, barışın kurulmasına katkı sunmak olmalıdır. Askerimizin güvenliği, komşularımızla ilişkilerimiz ve ülkemizin çıkarları, diplomatik başarı söylemlerinin gölgesinde kalmamalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi