Adem Öztürk
Fransa’dan Türkiye’ye Gençliğin Geleceği ve Panzehir: Aile
Fransa, tarih boyunca dünya siyasetine ve toplumsal yaşamın dönüşümüne öncülük etmiş; yeni düşüncelerin bedelini çoğu zaman ağır ödemiş bir coğrafyadır. Bu toplumsal sıçrayışların en bariz örneği şüphesiz Fransız Devrimi’dir. İnsanı merkeze alan bu büyük dönüşüm, orduların veya savaşların değil, sivil iradenin ve halkın bedel ödeyerek kazandığı bir kazanımdır. Nitekim Fransız eğitim sisteminin ve toplumunun tarihsel olarak en büyük övünç kaynağı da bu sivil miras olmuştur.
Ancak bugün Fransa sokaklarında yaşanan ve geniş toplumsal destek bularak hızla yayılan eylemler, konunun çok daha özel ve derinlikli bir şekilde incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Lise öğrencilerinin öncülük ettiği bu toplumsal patlamalar, aslında devletlerin ve toplumların yeni nesil sosyal gelişmeler karşısındaki çaresizliğini gözler önüne seriyor.
Tam da bu noktada, "Fransa’da yaşananlar üzerinden ülkemiz gençliğini ve geleceğimizi nasıl okumalıyız?" sorusu hayati bir önem kazanmaktadır.
Görünürdeki Eylemler ve Derindeki Asıl Veba: Bireyselleşme
Fransa’daki olayların odağında göçmen kimliği veya sosyal krizler gibi faktörler öne çıkarılsa da madalyonun arkasındaki asıl gerçek, çağımızın en büyük vebası olan aşırı bireyselleşme hastalığıdır.
Bugün Batı merkezli inşa edilen yeni dünya düzeninde, aile kavramı adeta katledilmiş durumdadır. 18 yaşını geçen her bireyin ailevi bağlarından koparılarak "bağımsız bir birim" ilan edildiği bu düzende; bireylerin aileye, ailenin de bireye olan tarihsel ve ahlaki sorumluluğu tamamen göz ardı edilmektedir.
Bu bireyselleşme dalgası yalnız bırakılmış nesiller üretmekte; insanın doğasında var olan merhamet, vicdan ve dayanışma gibi yüce kavramlar, yerini salt çıkarcılığın yönlendirdiği bir yaşam tarzına bırakmaktadır.
Tabut Evler ve Kumandası Dışarıda Olan Zihinler
Aşırı bireyselleşme sadece düşünsel bir süreç olarak kalmamış; mimari ve teknolojik araçlarla desteklenerek somut bir yaşam biçimine dönüştürülmüştür.
- Çarpık Kentleşme ve Hapishane Tipi Konutlar: Son yıllarda yaygınlaşan 1+0 ve 1+1 konut üretimi, insanı adeta "tabut gibi" minik mekanlara hapsetmiştir. Aile yaşamına imkan tanımayan bu mimari anlayış, insanı köklerinden ve yuva sıcaklığından ayırarak yalnızlığa mahkum etmektedir.
- Dijital Kuşatma: Ailesizleşen ve dikey hapishanelere kapatılan birey, elindeki cep telefonu üzerinden kolayca yönetilebilir hale gelmektedir. Kumandası başka merkezlerde olan sosyal medya uygulamaları, gençlerin ruh dünyasını şekillendirmekte ve tüketim çarkının birer parçası haline getirmektedir.
Böylece insan, doğasından ve özünden koparılarak kapitalist düzenin bir "oyuncağı" ve harcanabilir bir "tüketim kaynağı" haline getirilmektedir.
Çözüm ve Panzehir: Ailenin Yeniden İhdası
Fransa’da patlak veren toplumsal depresyon ve eylemler, bize kendi geleceğimiz için çok net bir uyarı vermektedir. Türkiye olarak, henüz tamamen kaybetmediğimiz ama tehdit altında olan aile bağlarımızı korumak ve yeniden güçlü bir şekilde ihdas etmek zorundayız.
Bu toplumsal panzehir için atılması gereken adımlar nettir:
- Konut Politikaları Gözden Geçirilmelidir: İnsanı yalnızlaştıran ve "hapishane konut" olarak nitelendirilebilecek 1+1 ve 1+0 konut anlayışından vazgeçilmeli; geniş, mahremiyete ve ailece yaşamaya imkan tanıyan "aile konutları" üretimi teşvik edilmelidir.
- Dijital Dünyanın Etkisi Sınırlandırılmalıdır: Sosyal medya uygulamalarının ve dijital mecraların gençlerimiz üzerindeki tahrip edici etkileri bütüncül politikalarla ele alınmalı; gençler ekranın değil, hayatın ve doğanın parçası kılınmalıdır.
- Öze ve Ruha Dönüş: İnsanın yeniden doğayı, aileyi ve kendi ruhunu keşfetmesini sağlayacak sosyal ve kültürel alanlar açılmalıdır.
Sonuç Olarak;
Geleceğimizi Batı’nın yaşadığı bu toplumsal çöküşten korumanın tek yolu, özümüzde var olan aile kurumunu tahkim etmektir. Aile; sadece bir sosyolojik birim değil, bireyi çağın vebalarından koruyan en güçlü sığınaktır. Gençlerimizi tüketim çarkının birer nesnesi olmaktan kurtarmak, ancak onları sağlam bir aile yapısı ve insani değerlerle kuşatmakla mümkün olacaktır.
Saygılarımla
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.