Adem Öztürk
Ateş Çemberindeki Türkiye ve En Güçlü Silahımız
Son günlerde hepimizin gündeminin ilk sırasında o sihirli ve bir o kadar da hayati kavram var: "Terörsüz Türkiye."
Kimileri bu ihtimale umutla sarılırken, kimileri geçmişin acı tecrübeleriyle haklı olarak temkinli yaklaşıyor; medyada ve sokakta olumlu ya da olumsuz sayısız eleştiri havada uçuşuyor. Ancak günlük siyasi tartışmaların gürültüsünden sıyrılıp meseleye "ülkemizin geleceği" penceresinden baktığımızda, aslında ne kadar kıymetli ve dönüm noktası niteliğinde bir yola girildiğini çok daha net görebiliyoruz.
Açık konuşalım; Türkiye sıradan bir coğrafyada yer almıyor. Etrafımız adeta bir ateş çemberi... Yüzyıllardır bitmeyen hesaplaşmaların, küresel güçlerin çıkar çatışmalarının ve karmaşık demografik yapıların tam merkezindeyiz. Bulunduğumuz bu stratejik konum gereği, dünyadaki ve bölgemizdeki sarsıntılardan etkilenmememiz, dış müdahalelerden tamamen soyutlanmamız eşyanın tabiatına aykırı.
Hal böyleyken, bu topraklarda barışı ve huzuru korumak her dönem büyük fedakarlıklar gerektirdi. Bu fedakarlık gün geldi terörle sıcak çatışmada, gün geldi ekonomik darboğazlarda, gün geldi sosyal hayattaki sınamalarda verildi. Zira her mücadelenin bu millete ödettiği bir bedel ve yarattığı bir sonuç var.
Geriye dönüp baktığımızda, terör belasının sadece canımızı yakmakla kalmadığını, ülkemize ne kadar ağır bir ekonomik, sosyal ve kültürel fatura çıkardığını hepimiz biliyoruz. Kalkınmaya, yatırıma, teknolojiye ve refaha ayrılması gereken devasa kaynakların yıllarca güvenliğe aktarılması; bölgesel eşitsizlikleri derinleştirmiş, sosyal dokumuzu zedelemişti. Bugün atılan adımlar, işte bu devasa enerjinin artık tamamen Türkiye'nin aydınlık yarınlarına harcanması ihtimalini taşıyor.
İşte tam da bu yüzden, tartışmaların ötesinde görmemiz gereken çok daha büyük ve tarihsel bir hakikat var: Bir ülkenin en kıymetli, en yenilmez silahı birlik ve beraberliğidir.
Bugün dünyanın en gelişmiş ordularına, en yüksek teknolojiyle donatılmış savunma sistemlerine sahip olabilirsiniz. Ancak iç dinamiklerinizde o ortak aidiyet duygusunu, o kenetlenmeyi sağlayamamışsanız, dışarıdan esen en ufak bir rüzgarda sarsılırsınız. Oysa iç barışını tesis etmiş, farklılıklarını zenginliğe çevirerek omuz omuza vermiş bir milleti hiçbir güç, hiçbir küresel senaryo yıkamaz. Öyle bir ülke işgale, operasyona ve her türlü dış müdahaleye tamamen kapalıdır.
Bugün ihtiyacımız olan o milli şuur ve ortaklık duygusu; en modern füzelerden, en donanımlı tanklardan çok daha büyük bir kalkandır.
"Terörsüz Türkiye" hedefi, sadece silahların susması değil; enerjisini kendi evlatlarına harcayan, içeride kenetlenmiş bir Türkiye'nin inşasıdır. Zorlu bir coğrafyada ayakta kalmanın ve geleceğe güvenle yürümenin tek yolu, bu sarsılmaz kaleyi hep birlikte, omuz omuza inşa etmektir.
Saygılarımla
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.