Samanlık neden seyran olmuyor?

"İki gönül bir olunca samanlık seyran olur..." Yeşilçam filmlerinin siyah beyaz karelerinden, anadolu türkülerinin içli ezgilerine kadar kulaklarımıza kazınmış, kuşaktan kuşağa aktarılan o meşhur atasözü.

Peki, sahi neden seyran olurdu o samanlık? Eskiler aptal mıydı ya da hayat bugünden daha mı kolaydı? Elbette hayır. O cümlenin altında yatan şey, sefaleti övmek değil; iki insanın ortak bir mücadeleye, sırt sırta vererek sıfırdan bir hayat inşa edeceğine duyduğu sarsılmaz "güvendi." Yuva kurmanın asıl yakıtı rasyonalite değil, iki gönlün ortak enerjisi ve o tatlı teslimiyetti. "İş olacağına varır" derlerdi; bu bir çaresizlik gibi görünse de aslında hayata, kadere ve en çok da kendi emeğine duyulan bir umudun tanımıydı. 1980’lerin gençliği geleceğini kurgularken cebindeki paraya değil, bileğindeki güce, zihnindeki ideale ve vereceği mücadeleye inanırdı.

Gelelim bugüne... Bugün samanlık artık seyran olmuyor. Çünkü bugünün gençliği haklı olarak soruyor: "Samanlığın kirası ne kadar? Depozitosu var mı? Isınma maliyeti ne olacak?"

Büyük bir toplumsal dönüşümün, adeta sessiz bir sosyal travmanın eşiğindeyiz. Günümüz gençliği, hayatı planlarken somut veriler, Excel tabloları, kariyer planları ve net garantiler olmadan yola çıkmak istemiyor. Onları suçlayabilir miyiz? Yoğun bir nüfus cenderesinde, sürekli yarışmak zorunda kalan, ekonomik dalgalanmalarla boğuşan bir nesilden bahsediyoruz. Ancak bu garanticilik, hayatın kendi doğal dinamiğini, o sürprizli ve organik kurgusunu ıskalamalarına yol açıyor.

Karşımızda çok tuhaf bir paradoks var: Geçmişte görücü usulüyle evlenen, birbirini neredeyse hiç tanımayan insanların evlilikleri uzun ömürlü ve çok çocuklu olurken; bugün yıllarca flört eden, birbirini en ince detayına kadar tanıyan gençlerin evlilik oranları düşüyor, boşanma oranları ise tırmanıyor. İletişim imkanları arttıkça, tahammül ve süreklilik azalıyor.

Peki, ne değişti? Nedir bu kırılmanın altında yatan sebepler?

1. "Biz" Kültüründen "Ben" Kültürüne Geçiş: Eskiden evlilik, iki insanın bir araya gelip "bir" olması, ortak bir hayat tasarlamasıydı. Bugün ise evlilik, iki ayrı "ben"in konfor alanlarından taviz vermeden yan yana durma çabasına dönüştü. Fedakarlık, modern dünyanın lügatinde "enayilik" olarak kodlandığı için, en ufak bir sarsıntıda çatlaklar büyüyor.

2. Mücadele Ortaklığının Kaybı: Eskiler evlenip birlikte mobilya taksiti öder, birlikte ev sahibi olur, zorlukları beraber aşarken birbirlerine kenetlenirlerdi. Bugün ise gençler -yine sistemin dayatmasıyla- her şeyi tamamlamış olarak masaya oturmak istiyor. Ev, araba, kariyer tamamlanmadan evlilik "riskli bir yatırım" olarak görülüyor. Oysa hazır bulunan şeyin kıymeti, birlikte inşa edilenin yerini tutmuyor.

3. Kusursuzluk İllüzyonu ve Sosyal Medya: Eskiden kıyas imkanı mahalle sınırlarıyla falandı. Bugün ise sosyal medya, gençlerin önüne sürekli "kusursuz, zengin, sorunsuz ve hep mutlu" hayatlar sunuyor. Bu da rasyonel beklentileri tavan yaptırıyor. Gençler somut verilerle hayatı garantilemek isterken, aslında hiç var olmayan bir kusursuzluk illüzyonunun peşinden koşuyorlar.

Sonuç olarak; geçmişin gençliği hayata "umutla ve eylemle" bakardı, bugünün gençliği ise "analizle ve kaygıyla" bakıyor. Hayal kurma biçimleri bile değişti. Eskinin hayali sıcak bir oda ve huzurken, bugünün hayali finansal özgürlük ve bireysel güvence.

Evet, realite yadsınamaz. Hayat zor, ekonomik şartlar çetin. Ancak insan rasyonel bir robot değildir; toplumsal hayatın kendi organik, plansız ve hesapsız bir akışı vardır. Hayatı sadece somut veriler üzerinden okumaya çalışmak, insanı o en insani duygudan, yani "birlikte göğüs germenin" getirdiği o derin aidiyetten mahrum bırakıyor.

Belki de modern dünyanın gençliğe yeniden fısıldaması gereken şey budur: Hayat, tüm risk raporları imzalandıktan sonra başlayan bir işletme projesi değildir. Bazen sadece inanmak, yola çıkmak ve o samanlığı seyran eyleyecek cesareti göstermek gerekir.

Saygılarımla….

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adem Öztürk Arşivi