Makamın büyüttüğü değil, kibrin küçülttüğü insanlar

Atalarımız asırlar öncesinden insan tabiatını çözmüş ve bunu tek bir cümleyle özetlemiştir:

"Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var."

Ne yazık ki bu sözün anlamını en çok hatırlaması gerekenler, çoğu zaman makam ve mevki sahibi olanlardır.

Dün aynı masada oturup çay içtiğiniz, aynı sokakta yürüdüğünüz, aynı düğünde halay çektiğiniz insanlar; bir seçim kazandıktan, bir koltuğa oturduktan veya bir göreve atandıktan sonra sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi davranmaya başlıyor.

Daha dün mütevazı bir görüntü çizen kişiler, bugün koruma çemberleriyle dolaşıyor, ulaşılmaz olmayı saygınlık zannediyor ve halktan kopmayı makamın doğal sonucu olarak görüyor.

Bakan oluyor, vatandaşla arasına duvar örüyor.

Milletvekili oluyor, seçmenin telefonuna cevap vermeyi lütuf sayıyor.

Belediye başkanı oluyor, makam odasının kapıları vatandaşa kapanıyor.

Atanmış bir bürokrat oluyor, halkın memuru olduğunu unutup devletin sahibi gibi davranıyor.

İl veya ilçe başkanı oluyor, kullandığı dil değişiyor, yürüyüşü değişiyor, bakışı değişiyor.

Oda, borsa, esnaf teşkilatı veya sivil toplum kuruluşunun başına geçiyor; kendisini bulunduğu şehrin değişmez protokol figürü ilan ediyor.

Muhtar oluyor, yıllardır selam verdiği insanları görmezden geliyor.

Dernek veya vakıf başkanı oluyor, saygıyı hak etmek yerine makamından dolayı zorla bekliyor.

Aslında görevler değişiyor ama hastalık değişmiyor.

Hastalık, makam sarhoşluğudur.

Sorun seçilmek değildir.

Sorun, seçildikten sonra kendini seçilmişlerin üstünde görmek, halkın hizmetkârı olması gerekirken halkın efendisi gibi davranmaktır.

Demokratik sistemlerde makamlar millete hizmet etmek için vardır.

Ancak bazı insanlar için makamlar hizmet aracı değil, kişisel tatmin ve ego besleme aracına dönüşmektedir.

Kendilerine ayrılan protokol koltuklarını, vatandaşın verdiği yetkiden daha değerli görmeye başlıyorlar.

İşin daha acı tarafı ise birçok kişinin bu davranışları normal kabul etmesidir.

Bir makama gelen kişinin etrafında aniden oluşan yapay kalabalıklar, gereksiz protokol gösterileri, abartılı karşılamalar, uzun araç konvoyları ve bitmek bilmeyen övgüler; kibri besleyen en önemli unsurlardan biridir. İnsan sürekli alkışlanınca, eleştiriden uzak kalınca ve etrafındaki herkes kendisine "efendim" demeye başlayınca gerçeklik duygusunu kaybetmeye başlıyor.

Sonra ne oluyor?

Vatandaşın arasında yürüyemez hale geliyor.

Eleştiriye tahammül edemiyor.

Kendisini vazgeçilmez sanıyor.

Bulunduğu makamı kendi kişiliğiyle özdeşleştiriyor.

En tehlikelisi de kendisini hukukun, ahlakın ve toplumsal nezaketin üzerinde görmeye başlıyor.

Bugün toplumda sıkça karşılaştığımız "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" anlayışı işte tam da bu zihniyetin ürünüdür.

Oysa asıl soru şudur:

Sen kendinin ne olduğunu biliyor musun?

Çünkü makam insanı büyük yapmaz.

Makam insana sadece sorumluluk yükler.

Büyüklük; alçak gönüllülükte, adalette, vicdanda ve insanlara eşit davranabilmektedir.

Tarih, kibir yüzünden yıkılan liderlerle, makamına güvenip halkını küçümseyen yöneticilerle doludur. Gücün sonsuza kadar süreceğini zannedenlerin isimleri bugün yalnızca ibret vesikası olarak anılmaktadır.

Unutulmamalıdır ki makamlar emanet, koltuklar geçicidir.

Bugün önünde insanların sıraya girdiği kapılardan yarın kimse geçmeyebilir.

Bugün etrafında dolaşan kalabalıklar yarın ortadan kaybolabilir.

Bugün korumalarla gezenler yarın yalnız yürüyebilir.

Bugün protokolün en önünde yer alanlar yarın davet listelerinde bile bulunmayabilir.

Çünkü siyaset de, bürokrasi de, yöneticilik de fani dünyanın geçici unvanlarıdır.

Kalıcı olan ise insanın karakteridir.

Toplumun asıl ihtiyacı da kibirli yöneticiler değil; makamı yükselten, bulunduğu görevi halk için kullanan, vatandaşla arasına duvar örmeyen, eleştiriye açık, tevazu sahibi insanlardır.

Ne yazık ki günümüzde birçok kişi makamın ağırlığını taşımak yerine makamın gölgesinde büyüdüğünü sanıyor. Oysa gerçek büyüklük, koltuğa oturduğunda değişmemekte; yetkiyi eline aldığında da insan kalabilmektedir.

Bu nedenle makam sahiplerinin her sabah aynaya baktıklarında kendilerine şu soruyu sormaları gerekir:

"Ben bu göreve hizmet etmek için mi geldim, yoksa hizmet beklemek için mi?"

Cevap ikinci seçenekse bilinmelidir ki ortada yöneticilik değil, kibir vardır.

Ve kibir, insanı yükselttiğini zannettirirken aslında onu küçülten en büyük hastalıktır.

Atalarımızın dediği gibi:

"Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var."

Bu söz sadece geçmişin hükümdarlarına değil; bugün makamının gücüne güvenerek halka tepeden bakan herkese verilmiş en büyük derstir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi