Mahmut Erdemir
Sağlıkta "Beyaz Önlüğün" görünmeyen yarası: Mobbing
İnsan, mahlukatın en şereflisi; özünde taşıdığı cevherle, varlığıyla hürmete ve nezakete en layık olanıdır. Yunus Emre’nin "Yaradan’ı severiz, Yaradan’dan ötürü" kelamında ifadesini bulan o köklü anlayış, insanı yalnızca bir "çalışan" veya "fonksiyon" olarak değil, aziz bir varlık olarak görmeyi gerektirir.
Hangi mesleği icra ederse etsin, her bireyin yaşama, üretme ve emeğinin karşılığında saygı görme hakkı kutsaldır. Ne var ki çalışma hayatının sert çarkları arasında bu hakikat zaman zaman unutuluyor; insan onuru, görünmez baskıların altında zedeleniyor.
Sessiz, görünmez ama sistemli bir şekilde ruhu aşındıran; bireyin mesleki özgüvenini, aidiyet hissini ve benliğini hedef alan psikolojik bir baskı...
İş yerinde başlayan bu gerilim, zamanla sınırlarını aşarak aile ve sosyal yaşama yansıyor; bireyi çevresinden soyutluyor, ilişkilerini zedeliyor ve mesleki onurunu hedef alarak kariyerini bitirme noktasına getiriyor.
Bizler sağlıkta şiddeti genelde hastanelerin acil servislerinde yaşanan fiziki arbedelerle gündeme getiririz. Oysa istatistikler ve saha gerçekleri, sağlık çalışanlarının çok daha derin, görünmeyen bir şiddetle yüz yüze olduğunu gösteriyor: Mobbing.
ALO 170 ve Mobbing ile Mücadele Derneği’nin 2011 yılından bu yana tuttuğu verilerde sağlık sektörünün mobbing şikayetlerinde hep ilk sırada yer alması, aslında durumun ne kadar vahim bir boyuta ulaştığının açık kanıtı.
Yoğun nöbet temposu, hasta ve hasta yakını baskısı, personel yetersizliği derken; bir de hiyerarşik yapının getirdiği idari baskılar, hak edilen izinlerin engellenmesi ve adaletsiz vardiyalar sağlık çalışanlarımızın omzuna yükleniyor.
İşte tam da bu noktada, sivil toplumdaki gayretleri ve iletişim alanındaki birikimiyle tanıdığımız Mobbing ile Mücadele Derneği Genel Başkanı İlhan İşman, sağlık sektörünün bu kanayan yarasına ışık tutan çok önemli bir esere imza attı: "Sağlıkta Görünmeyen Şiddet: Mobbing".
Legem Yayınevi’nden çıkan 182 sayfalık bu çalışma, sadece teorik bilgiler sunmakla kalmıyor; hekimden hemşireye, teknisyenden idari personele kadar sahanın gerçek öykülerini kayda geçiriyor.
Kitabın geniş vizyonu; psikososyal risklerden hukuki çerçeveye, ISO standartlarından Sağlık Bakanlığı için hazırlanan SWOT analizine kadar son derece somut bir yol haritası çiziyor.
Genel Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, kitabın ön sözünde güvenli çalışma ortamının yalnızca bir çalışan hakkı değil, nitelikli kamu hizmetinin de vazgeçilmez şartı olduğunu belirtiyor.
Kitabın takdiminde Prof. Dr. Vedat Bulut’un altını çizdiği şu tespit son derece hayati: "Sağlık çalışanının korunması, sağlık hizmetinin korunmasıdır. Çalışanın psikolojik güvenliği sağlanmadan hasta güvenliği sağlanamaz."
Genç bir asistanın çaresizliğini, bir hekimin tükenmişliğini ve bir sağlık emekçisinin mesleki onur mücadelesini anlamak; aslında toplum olarak kendi sağlık hakkımıza sahip çıkmaktır.
İlhan İşman’ın bu titiz çalışması, yönetimsel keyfilik ve ağır iş yükü altında ezilen sağlık çalışanlarının sessiz çığlığına tercüman oluyor. Eser; yöneticilerden akademisyenlere, karar vericilerden sendikalara kadar herkes için başucu kaynağı niteliğinde.
Mobbingin normalleştirilmediği ve çalışma barışının sağlandığı adil bir gelecek diliyor; Bu anlamlı çalışması için İlhan İşman’ı tebrik ediyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.