Tapu harcı, fakirlik belgesi ve görünmeyen toplumsal sorunlar

Son günlerde kamuoyunda tartışılan konulardan biri, bir Aksaray milletvekilinin eşinin ailesine ait miras paylaşımında tapu harcı ödememek adına “fakirlik belgesi” üzerinden muafiyet arayışına girdiği iddiası oldu. Tartışma kısa sürede siyasî kutuplaşmanın malzemesine dönüştü; olayın özü konuşulmadan kişiler ve kimlikler üzerinden sert bir medya dili üretildi.

Oysa meseleye biraz daha geniş bir perspektiften bakıldığında, burada yalnızca bir siyasetçi ya da bir aile değil; Türkiye’de yıllardır kronikleşmiş bazı toplumsal ve bürokratik sorunların yansıması görülmektedir.

Bugün medya çoğu zaman bir “algı makinesi” gibi çalışmaktadır. Kamuoyunu hangi yöne çekmek istiyorsa olayları o çerçevede sunmakta, tartışmanın merkezini de buna göre belirlemektedir. Bu olayda da benzer bir durum yaşanmıştır. Konu, miras paylaşımında yaşanan yapısal problemler üzerinden ele alınmak yerine, “yüksek gelirli bir siyasetçi bunu yaparsa vatandaş ne yapar?” eksenine sıkıştırılmıştır.

Elbette kamusal görev üstlenen kişilerin etik açıdan daha dikkatli davranmaları beklenir. Ancak tartışma yalnızca bunun üzerinden yürütüldüğünde, toplumun asıl yaraları görünmez hâle gelmektedir.

Çünkü Türkiye’de miras paylaşımı denildiğinde hâlâ çok ciddi sosyal problemler bulunmaktadır. Özellikle geleneksel aile yapısının güçlü olduğu bölgelerde kadınlar, sırf kadın oldukları için mirastan dışlanabilmekte, “kardeşler arasında sorun çıkmasın”, “ayıp olur”, “evlenip gittin zaten” gibi toplumsal baskılarla haklarından vazgeçmeye zorlanabilmektedir. Birçok kadın, aile içi huzursuzluk yaşamamak adına sessiz kalmakta; hukukî hakkını aramayı bile düşünememektedir.

Hak aramaya karar verenlerin karşısına ise bu kez bürokratik ve mali engeller çıkmaktadır. Tapu harçları, dava giderleri, bilirkişi ücretleri, işlem masrafları ve uzun süren resmî süreçler; zaten psikolojik baskı altındaki vatandaş için ayrı bir yük oluşturmaktadır. Devletin vatandaşla kurduğu ilişkinin kolaylaştırıcı değil, çoğu zaman zorlaştırıcı bir niteliğe dönüşmesi toplumdaki güven duygusunu da zedelemektedir.

İşte tam da bu nedenle, bugün gündeme gelen olay aslında önemli bir toplumsal tartışmanın kapısını aralayabilirdi. “Neden insanlar tapu harcından muafiyet arıyor?”, “Miras paylaşımı neden bu kadar sancılı ilerliyor?”, “Kadınlar neden aile içinde hak aramaktan çekiniyor?”, “Kamusal süreçler neden vatandaş lehine sadeleştirilmiyor?” gibi sorular konuşulabilirdi.

Fakat ne yazık ki günümüz siyasal ve medya ikliminde meselelerin özü yerine kişiler hedef hâline getiriliyor. Amaç çoğu zaman toplumsal sorunları çözmek değil; siyasî rakibi yıpratmak oluyor. Halk adına konuşuluyor gibi görünse de, halkın gerçek problemleri geri planda kalıyor.

Oysa kamu ile vatandaş arasındaki bağın güçlenmesi için devletin vatandaşın yükünü azaltan, hakkını aramasını kolaylaştıran bir anlayış geliştirmesi gerekir. Özellikle miras paylaşımı gibi aile içi kırılmaların yaşandığı alanlarda kadınların korunması, hukukî süreçlerin sadeleştirilmesi ve mali yüklerin makul seviyelere çekilmesi sosyal barış açısından da önemlidir.

Belki de bu olayın en olumlu tarafı, yıllardır konuşulmayan bazı meseleleri yeniden gündeme taşıma ihtimalidir. Eğer doğru okunursa, bu tartışma toplum adına faydalı sonuçlar doğurabilir. Yetkililer, miras süreçlerindeki mağduriyetleri azaltacak yeni düzenlemeler üzerinde düşünebilir; kadınların hak arama mücadelesini kolaylaştıracak sosyal ve hukukî mekanizmalar geliştirilebilir.

Bu nedenle meseleye yalnızca siyasî kutuplaşma gözlüğüyle bakmak yerine, toplumun derin sorunlarını görünür kılan bir vesile olarak yaklaşmak daha yapıcı olacaktır. Çünkü gerçek çözüm; insanları hedef göstermekten değil, sorunların kaynağını cesaretle tartışabilmekten geçmektedir.

Saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adem Öztürk Arşivi