Adem Öztürk
Azalan nüfus dengelerine göre Ankara’nın geleceği
"Ankara Büyüyor mu, Yaşlanıyor mu?"
"Başkentin Sessiz Tehlikesi: Doğum Oranları Çakıldı!"
"Ankara Bir 'Açık Hava Huzurevi'ne mi Dönüşüyor?"
Türkiye hızla yaşlanan bir nüfus yapısına doğru ilerliyor. Azalan evlenme oranları ve doğum oranlarındaki gerileme, genç kuşakların ekonomik ve sosyal kaygılarıyla birleşince ülkemiz demografik açıdan farklı bir evreye girmiş durumda. Son yıllarda Türkiye’nin doğurganlık oranı 1,40 seviyesine kadar gerilemiş bulunuyor. Bu oran, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli olan 2,10 seviyesinin oldukça altında.
Bu tablo, Türkiye’yi demografik açıdan Güney Kore, Japonya ve Polonya gibi nüfusu hızla yaşlanan ülkeler kategorisine yaklaştırmaktadır. Nüfus artış hızının durağanlaşması ve yer yer negatif eğilim göstermesi, yalnızca sosyal değil aynı zamanda ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurabilecek bir gelişmedir. Bu nedenle konu artık yalnızca bir istatistik meselesi değil, aynı zamanda milli bir gelecek meselesi olarak ele alınmalıdır.
Türkiye genelinde yaşanan bu değişimin Ankara özelindeki yansıması ise dikkat çekicidir. TÜİK verilerine göre;
2009 yılında Ankara’da 68.342 bebek dünyaya gelmişken,
2024 yılında bu sayı 52.198’e gerilemiştir.
Aynı dönemde Ankara’nın toplam nüfusu 4 milyon 650 bin seviyesinden 5 milyon 864 bine yükselmiştir.
Başka bir ifadeyle Ankara’nın toplam nüfusu yaklaşık yüzde 25 artarken, doğan bebek sayısı yaklaşık yüzde 24 azalmıştır.
Bu tablo, demografik açıdan oldukça önemli bir çelişkiyi ortaya koymaktadır:
Nüfus artıyor, fakat yeni doğan çocuk sayısı azalıyor.
Üstelik Ankara’nın özellikle 6 Şubat depremleri sonrasında göç alan şehirlerden biri olduğu düşünüldüğünde, doğum oranındaki düşüşün daha dikkatli analiz edilmesi gerekmektedir. Nüfus artışı büyük ölçüde yetişkin göçünden kaynaklanırken, doğum oranındaki gerileme ise sosyolojik ve ekonomik faktörlerin etkisini açıkça göstermektedir.
Bu yazıda özellikle Ankara’nın eğitim planlaması açısından ortaya çıkan tabloyu değerlendirmek istiyorum.
Bugün Ankara’da okul öncesinden liseye kadar toplam 1 milyon 111 bin öğrenci bulunmaktadır. Kademelere göre dağılım ise şu şekildedir:
- Okul öncesi: 109 bin
- İlkokul: 319 bin
- Ortaokul: 337 bin
- Ortaöğretim: 346 bin
Bu dağılım incelendiğinde dikkat çekici bir durum ortaya çıkmaktadır. Eğitim sisteminin geleceğini belirleyen alt kademelerdeki öğrenci sayıları belirgin şekilde düşmektedir. Yani eğitim sistemine alttan gelen kaynak giderek zayıflamaktadır.
İlçeler bazında bakıldığında ise farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyi yüksek olan Çankaya, Yenimahalle ve Etimesgut ilçelerinde derslik başına düşen öğrenci sayısı görece daha düşüktür. Buna karşılık Altındağ, Mamak, Keçiören ve Sincan ilçelerinde derslik yoğunluğu ve öğrenci dağılımı açısından daha ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.
Eğitim planlamasında en önemli göstergelerden biri, eğitim sistemine alttan gelen öğrenci sayısıdır. Ankara’da bu kaynağın zayıflaması uzun vadede eğitim politikalarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bugün Ankara’nın nüfusu artmaktadır; ancak bu artışın önemli bir bölümü yetişkin ve yaşlı nüfustan oluşmaktadır. Doğum oranlarındaki düşüş ve ailelerin çocuk sahibi olma konusundaki isteksizliği, gelecekte sosyal yapıyı doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Ankara’yı yönetecek kişiler için bu konu sadece bir demografi başlığı değil, aynı zamanda şehir planlamasının temel meselelerinden biri olmalıdır.
Özellikle büyük şehirlerde ailelerin çocuk sahibi olma kararını etkileyen bazı temel faktörler bulunmaktadır. Bunların başında:
- İş yerlerinde ve büyük sitelerde kreş imkânlarının yaygınlaştırılması
- Eğitim ve öğretim saatlerinin çalışma hayatına daha uyumlu hale getirilmesi
- Çocuk bakım ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması
gelmektedir.
Bugün birçok aile için çocuk sahibi olmak yalnızca duygusal bir karar değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik ve sosyal planlama meselesidir.
Kreşlere erişimde yaşanan sıkıntılar, eğitim saatlerinin çalışma hayatı ile uyumsuzluğu ve çocuk bakım hizmetlerinin yetersizliği gibi sorunlar, büyük şehirlerde doğurganlık oranlarını doğrudan etkileyen faktörler haline gelmiştir.
Ankara gibi Türkiye’nin başkentinde bu konuların daha güçlü politikalarla ele alınması gerekmektedir. Şehrin geleceğine talip olan yöneticilerin, nüfus politikaları ile şehir planlamasını birlikte ele alan uzun vadeli projeler geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.
Aksi takdirde bugün görülen doğum oranlarındaki hızlı düşüş ile yetişkin nüfustaki artış arasındaki dengesizlik, uzun vadede Ankara’yı giderek yaşlanan bir şehir yapısına sürükleyebilir.
Bir başka ifadeyle; gerekli sosyal politikalar geliştirilmezse Ankara’nın demografik yapısı gelecekte “açık hava huzurevi” olarak tanımlanabilecek bir noktaya doğru ilerleyebilir.
Oysa doğru planlama ile bu tabloyu değiştirmek mümkündür.
Nitelikli erken çocukluk eğitimi, erişilebilir sağlık ve bakım hizmetleri, çalışan aileleri destekleyen sosyal politikalar ve çocuk dostu şehir planlaması ile doğum oranlarındaki olumsuz eğilim tersine çevrilebilir.
Ankara’nın geleceği yalnızca yeni binalar, yollar ve projelerle değil; yetişecek yeni nesillerle inşa edilecektir.
Bu nedenle demografi konusu günübirlik tartışmaların değil, uzun vadeli stratejik planlamaların merkezinde yer almalıdır.
Saygılarımla.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.