Sorun skordan daha büyük

A Milli Takımımız Dünya Kupası D Grubundaki ilk maçında Pazar sabahı Avusturalya karşısına çıktı ve sahadan 2-0 mağlup ayrılarak iyi bir başlangıç yapamadı. Doğrusunu isterseniz ben böyle bir skor beklemiyordum. Hayal kırıklığı yaşamadım desem yalan olur.

Tabi burada birçok nedenden bahsetmek mümkün. Teknik direktörümüz Vincenzo Montella’nın hatalı kadro çıkarmasından tutun da oyuncularımızın heyecanını yenememesine kadar birçok nedeni sıralamak mümkün.

A Milli Takımımızın Avustralya karşısında aldığı 2-0’lık mağlubiyet, sadece bir maçın kaybedilmesi olarak okunmamalı. Sahadaki 90 dakika, Türk futbolunun son yıllarda yaşadığı yapısal sorunların bir özeti gibiydi.

Kağıt üzerinde bakıldığında Türkiye, oyuncu kalitesi açısından rakibinden geri görünmeyebilir. Avrupa'nın önemli liglerinde forma giyen futbolcularımız var. Ancak futbol artık yalnızca bireysel yeteneklerin oyunu değil. Organizasyon, disiplin, fiziksel dayanıklılık ve oyun planına sadakat en az yıldız oyuncular kadar belirleyici.

Avustralya karşısında dikkat çeken ilk nokta, takımımızın oyun temposunu rakibine kabul ettirememesiydi. Topa sahip olduğumuz anlarda üretkenlikten uzak kaldık, rakip yarı sahada çoğalamadık ve hücum geçişlerinde yeterince hızlı davranamadık. Buna karşın Avustralya, daha net bir planla sahadaydı. Ne yapmak istediğini bilen, fiziksel mücadeleden kaçmayan ve fırsatları değerlendiren bir görüntü çizdi.

Bir diğer önemli sorun ise zihinsel kırılganlıktı. Maçın belirli bölümlerinde oyunun kontrolünü kaybettiğimizde, takımın reaksiyon vermekte zorlandığını gördük. Büyük takımlar ve büyük milli ekipler, kötü giden dakikalarda bile oyun disiplininden kopmaz. Biz ise zaman zaman panikleyen ve bireysel çözümlere yönelen bir görüntü sergiledik.

Teknik heyetin tercihleri de doğal olarak tartışılacaktır. Ancak sorunu yalnızca kadro seçimine veya oyuncu değişikliklerine indirgemek kolaycılık olur. Türk futbolunun uzun yıllardır çözmekte zorlandığı altyapı, oyun kültürü ve sürdürülebilir sistem eksiklikleri, bu tür maçlarda yeniden karşımıza çıkıyor.

Elbette tek bir yenilgiyle karamsarlığa kapılmak doğru değil. Futbolda kaybetmek de oyunun bir parçasıdır. Fakat önemli olan, bu mağlubiyetlerden doğru dersleri çıkarabilmektir. Eğer Avustralya karşısındaki yenilgiyi yalnızca kötü bir gün olarak değerlendirirsek aynı hataları tekrar yaşarız. Ancak bu sonucu bir uyarı olarak görürsek, gelecekte daha güçlü bir milli takım inşa etme şansımız olabilir.

Sonuç olarak mesele Avustralya'ya kaybetmek değil; mesele neden kaybettiğimizi doğru analiz edebilmektir. Çünkü futbolun acımasız gerçeği şudur: İsimler maç kazandırabilir, fakat sistemler başarıyı kalıcı hale getirir.

Avusturalya yenilgide teknik direktörömüz Vincenzo Montella'nın da payı vardı. Özellikle kadro tercihleri, maç planı ve oyuna zamanında müdahale edememesi eleştiri konusu oldu. Avustralya'nın fiziksel üstünlüğüne karşı yeterli önlem alınamaması ve oyuncu değişikliklerinin gecikmesi, milli takımın oyunda dengeyi kurmasını zorlaştırdı. Elbette sorumluluk yalnızca Montella'ya ait değil, ancak teknik heyetin maça daha iyi hazırlanması ve oyun içinde daha hızlı reaksiyon göstermesi beklenirdi.

Karamsar olmaya gerek neticede ilk maç ilk heyecan diyelim buna. Artık bundan sonra oynayacağımız ABD ve Paraguay maçlarına yani önümüze bakmanın zamanı. Bu bize bir ders olsun ki bu hataları bir daha yapmayalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi