Hacı olmak mı, hacı görünmek mi?

Hac mevsimi sona erdi.

Milyonlarca Müslüman, dünyanın dört bir yanından kutsal topraklara giderek hac ibadetini yerine getirdi ve ülkelerine dönmeye başladı. Havaalanlarında gözyaşlarıyla karşılanan hacılar, sevdikleriyle hasret giderirken sosyal medya da hac görüntüleriyle dolup taştı.

Bu görüntüler arasında dikkat çeken bir başka durum daha vardı.

Hangi bakanın, hangi milletvekilinin, hangi belediye başkanının hacca gittiği fotoğraflarla, videolarla servis edildi.

"Falan Bakan Hacı Oldu", "Filan Vekil Hacdan Döndü" başlıklı haberler günlerce sosyal medyada dolaştı.

Elbette hac ibadeti herkes için bir haktır.

Makamı, mevkii ne olursa olsun her Müslümanın Kâbe'yi ziyaret etmeye hakkı vardır.

Ancak burada insanın aklına şu soru geliyor: Yıllardır kurada adı çıkmasını bekleyen milyonlarca vatandaş sırada beklerken, bazı isimlerin çok daha kolay şekilde hac ibadetine ulaşabilmesi vicdanlarda soru işaretleri oluşturmuyor mu?

Aslında mesele sadece bu da değil...

Asıl mesele, hac ibadetinin ruhunun ne kadar yaşandığıdır.

Çünkü hac sadece bir seyahat değildir.

Hac, insanın ömrü boyunca yaptığı muhasebenin zirvesidir.

Hac, makamların, unvanların, zenginliğin ve dünya nimetlerinin ihramın beyazlığı içinde anlamını yitirdiği kutsal bir yolculuktur.

Cumburda, başbakanda, bakanda, vekilde başkanda olsanız, işçi de olsanız, valide olsanız, çiftçi de olsanız aynı kıyafeti giyer, aynı meydanda durur, aynı Allah'a el açarsınız.

İşte hacın en büyük hikmeti de budur.

Eşitlik...

Teslimiyet...

Tevazu...

Arafat'ta vakfeye duran insanın aklında makamı değil, mahşer olmalıdır.

Müzdelife'de geceleyen insanın aklında kameralar değil, günahları olmalıdır.

Kâbe'nin etrafında tavaf eden insanın kalbinde insanların takdiri değil, Allah'ın rızası bulunmalıdır.

Ne yazık ki günümüzde bazı görüntüler bu manevi atmosferi gölgeliyor.

Kutsal topraklarda çekilen profesyonel fotoğraflar, özel pozlar, sürekli yapılan canlı yayınlar ve paylaşım yarışları ister istemez insanı düşündürüyor.

Eskiden insanlar hacı olmak için Kâbe'ye giderdi.

Şimdi ise bazıları hacı olduğunu göstermek için Kâbe'ye gidiyor gibi bir görüntü oluşuyor.

Kâbe'nin önünde eller semaya açılmış dua ederken bile objektifi arayan gözler görmek insanı üzüyor.

Elbette fotoğraf çekmek günah değildir.

Hatıra biriktirmek de doğaldır.

Ancak ibadetin merkezine Allah yerine insanlar yerleşmeye başladığında niyetler sorgulanmaya başlar.

Çünkü hacın özü gösteriş değil, gizli gözyaşıdır.

Hacın özü paylaşım yapmak değil, nefisle hesaplaşmaktır.

Hacın özü insanların beğenisini toplamak değil, Allah'ın rızasını kazanmaktır.

Bugün teknolojinin geldiği noktada yapay zekâ ile bile Kâbe önünde fotoğraf üretmek mümkündür.

Önemli olan Kâbe'nin önünde görünmek değil, Kâbe'nin sahibine teslim olmaktır.

Önemli olan "Hacı" unvanını almak değil, hacdan döndüğünde ahlakıyla, tevazuuyla, dürüstlüğüyle çevresine örnek olabilmektir.

Çünkü gerçek hacılık dönüş uçağında değil, dönüşten sonraki hayatta belli olur.

Eğer hac insanı kibirden uzaklaştırmıyorsa...

Eğer kul hakkına karşı daha hassas hale getirmiyorsa...

Eğer makam sevgisini azaltmıyorsa...

Eğer insanlara karşı daha merhametli yapmıyorsa...

O zaman insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir:

Ben Kâbe'yi mi ziyaret ettim, yoksa sadece Kâbe'nin önünde fotoğraf mı çektirdim?

Unutmayalım ki Allah katında makbul olan, sosyal medyada kaç kişinin gördüğü değil; kalpte ne kadar samimiyet bulunduğudur.

Çünkü Allah fotoğrafa değil, niyete bakar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi