Siyasette ilkesizlik ve güç sığınmacılığı

Türkiye’de siyaset uzun zamandır güven kaybediyor; ancak son dönemlerde yaşanan parti değişiklikleri, özellikle belediye başkanlarının seçildikleri partileri bırakıp iktidar partisine yönelmeleri, toplumdaki güven erozyonunu daha da derinleştiriyor.Çünkü mesele artık sadece bir parti değişikliği değil; mesele ahlak, ilke, seçmene sadakat ve kamu vicdanıdır.

Bugün birçok belediye başkanının çeşitli gerekçelerle iktidar partisine geçtiğini görüyoruz.

Elbette herkesin siyasi tercih değiştirme hakkı vardır.

Demokrasi bunu gerektirir.

Ancak toplumun sorguladığı asıl konu şudur: Bu geçişler gerçekten siyasi fikir değişikliğinden mi kaynaklanıyor, yoksa koltuğu koruma, soruşturmalardan uzak kalma, siyasi ve ekonomik gücün koruması altına girme çabasından mı?

Vatandaşın aklındaki soru işaretleri her geçen gün büyüyor.

Çünkü yıllardır hakkında yolsuzluk iddiaları konuşulan, belediye kaynaklarını eşe dosta kullandırdığı öne sürülen, ihalelerde usulsüzlükle anılan bazı isimlerin bir anda iktidar saflarına geçmesi toplumda doğal olarak kuşku oluşturuyor.

İnsanlar şunu düşünüyor: “Düne kadar eleştirilen kişiler, bugün nasıl oluyor da bir anda makbul siyasetçi haline geliyor?”

İşte tam da burada siyaset kurumunun en büyük yarası ortaya çıkıyor: İlkesizlik.

Çünkü seçmen sandığa giderken sadece bir kişiye değil, aynı zamanda bir siyasi anlayışa, bir dünya görüşüne ve verilen sözlere oy verir.

Bir belediye başkanı, seçildiği partinin ilkeleriyle halkın karşısına çıkar; o partinin söylemleriyle destek ister.

Vatandaş da buna güvenerek oy verir.

Ancak seçimden sonra güç dengeleri değişince başka bir partiye geçmek, seçmenin iradesini yok saymak anlamına gelir.

Daha da vahimi, bu geçişlerin çoğu zaman “hizmet için” gibi klişe gerekçelerle savunulmasıdır.

Oysa halk artık bu söylemlere eskisi kadar kolay inanmıyor.

Çünkü vatandaş görüyor ki birçok siyasetçi için temel mesele hizmet değil; koltuğu korumak, güce yakın olmak ve olası hesaplaşmalardan uzak kalabilmektir.

Bugün Türkiye’de siyasetin en büyük krizlerinden biri güven krizidir.

İnsanlar artık siyasetçilerin söylediklerine değil, yaptıklarına bakıyor.

Dün sert şekilde eleştirdiği bir yapının bugün yanında duran siyasetçi, toplum nezdinde inandırıcılığını kaybediyor.

Çünkü siyaset sadece kazanma sanatı değildir; aynı zamanda karakter meselesidir.

İlke sahibi siyaset zor zamanlarda belli olur.

Güçlünün yanında durmak kolaydır; önemli olan doğru bildiğinin arkasında kalabilmektir.

Eğer siyaset sadece çıkar ilişkileri üzerine kurulursa, halkın devlete ve demokrasiye olan inancı da zedelenir.

Bu durum yalnızca muhalefeti değil, iktidarı da uzun vadede yıpratır. Çünkü adalet duygusu zedelendiğinde toplumda kutuplaşma, öfke ve umutsuzluk büyür.

Bugün belki bazı siyasetçiler kendilerini güvende hissedebilir. İktidarın koruyucu şemsiyesi altında geçmişin unutulacağını düşünebilirler.

Ancak halkın hafızası sandıktan ibaret değildir.

İnsanlar kimin neden saf değiştirdiğini, kimin hangi çıkar uğruna dün söylediğini bugün inkâr ettiğini görüyor.

Siyaset makamı geçicidir; fakat toplum vicdanında bırakılan iz kalıcıdır.

Gün gelir koltuklar değişir, güç dengeleri dönüşür.

Geriye ise sadece insanların karakteri ve bıraktıkları miras kalır.

Bu nedenle siyasetçinin ilk sadık kalması gereken yer makamlar değil, kendisine oy veren insanların güvenidir.

Çünkü demokrasi ancak ilke, ahlak ve hesap verebilirlik olduğu sürece güçlü kalabilir.

Aksi halde siyaset, halkın gözünde bir hizmet alanı olmaktan çıkar; kişisel çıkarların korunduğu bir güç olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi