Eyüp Kara
Ömür geçerken yaşlanmanın güzelliği
Değerli Ulus Gazetesi okurları bugün farklı bir konuda sizinle görüşlerimi paylaşmak isterim. İnsanoğlu dünyaya geliyor, büyüyor ve yaşlanıp bu dünyaya veda ediyoruz. Hani o gençlik rüzgarı geçince şöyle bir geriye dönüp bakınca gerçekten hayatın ne kadar kısa olduğunu anlıyor insan ne yazık ki…
Zamanın akıp gidişini, aynadaki çizgileri fark ettiğimiz o ince sızı hepimizin kalbine uğrar dönem dönem. Çok haklısınız, ömür gerçekten bir su gibi akıp gidiyor. Ancak bu geçip gidiş sadece bir "kayıp" değil, aynı zamanda bir biriktirme hikayesi.
Sizin için bu duyguyu paylaşan, içinize dokunmasını umduğum bir köşe yazısı kaleme aldım:
Aynadaki Yabancı ve Cebimizdeki Yıllar
Geçen gün çekmecenin dibinde eski bir fotoğraf albümüne rastladım. Sayfaları çevirirken, yirmi yıl önceki bana baktım uzun uzun. Gözlerindeki o telaşlı, dünyayı fethetmeye hazır, henüz kırılmamış bakışa… Sonra gayriihtiyari başımı kaldırıp aynaya baktım. Göz kenarlarıma yerleşmiş ince çizgiler, saçlarımın arasına gizlice sızmış beyaz teller karşıladı beni.
İçimden o malum cümle geçti: "Yaşlanıyoruz... Ömür geçip gidiyor."
Sahi, nereye gidiyor bu zaman? Dün gibi hatırladığımız çocukluk yazları, sanki geçen haftaymış gibi gelen o büyük sevdalar, ayrılıklar, kavuşmalar hangi ara birer "anı" rütbesi alıp geçmişin raflarına dizildi?
Zaman, avucumuzun içinden kayıp giden ince bir kum tanesi gibi. Ne tutabiliyoruz ne de yavaşlatabiliyoruz. İlk gençlikte bitmek bilmeyen o upuzun günler, yaş ilerledikçe sanki birer yaprak dökümü hızıyla akmaya başlıyor. İnsan bazen bu hız karşısında dehşete düşüyor, kabul edelim. Bir şeyleri kaçırma korkusu, "Daha yapacak çok şey vardı" sızısı saplanıyor göğsümüze.
Ancak durup derin bir nefes aldığımda, bu geçip gidişin ardındaki o muazzam güzelliği de görüyorum.
Evet, yaşlanıyoruz; ama aynı zamanda çoğalıyoruz.
Gençliğin o keskin, her şeyi siyah ya da beyaz gören fevri köşeleri yumuşuyor ömür geçtikçe. İnsanları daha kolay affediyor, kendimize karşı daha şefkatli olmayı öğreniyoruz. Eskiden dünyaları yıkan fırtınalar, şimdilerde sadece hafif bir rüzgar gibi esip geçiyor ruhumuzdan. Çünkü artık biliyoruz: Her şey geçiyor.
Yaşlanmak, sadece eksilmek demek değildir. Yaşlanmak; daha güzel sevmeyi bilmektir, bir fincan kahvenin kokusundaki huzuru yakalayabilmektir, sessizliğin sesini duyabilmektir. Hayatın hırslarından arınıp, elinde kalan sadeliğin kıymetini anlama sanatıdır. Cebimizde biriken anılar, kaybettiğimiz yıllardan çok daha değerlidir.
Ömür bir şarkı gibi akıp gidiyor sevgili okur. Önemli olan bu şarkının ne kadar uzun sürdüğü değil, bizim onu ne kadar hissederek, hangi notalara basarak söylediğimizdir.
Aynadaki beyazlara, yüzümüzdeki çizgilere düşman olmayalım. Onlar bizim bu hayattan aldığımız yaraların, ettiğimiz kahkahaların, sevdiğimiz insanların ve en önemlisi yaşamış olmanın en güzel madalyalarıdır.
Bırakalım zaman aksın. Biz bugün, tam da şu saniyede, nefes almanın ve hala sevebiliyor olmanın tadını çıkaralım. Çünkü ömür geçerken elimizde kalan tek gerçek, şu "an"dan başkası değil.
Umarım bu yazı hislerinize tercüman olabilmiştir. Hayatın her dönemi kendi rengi ve bilgeliğiyle gelir; mühim olan o rengi görebilmek.
Mesele hayatı güzel yaşamak, mesele hayata şartlar ne olursa olsun bir yerinden tutunmak değil mi? Hayatınız sizin elinizde lütfen kıymetini bilin. Mesele bu hayatta güzel hikayeler bırakmaksa lütfen hikayenizin sonunu güzel yazın…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.