Tam bir fiyasko

UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup'ta A Milli Futbol Takımımız 1-0’lık Fransa yenilgisinin ardından ikinci maçında İtalya karşısında adeta bozguna uğradı. Açıkçası bu yenilgiyi hiç beklemiyordum.

A Milli Takımımız doksan dakika boyunca adeta tel tel döküldü. Zaman zaman etkili olmaya çalışsa da adeta sabun köpüğü gibi dağıldı gitti demek daha doğru olur sanıyorum.

Fransa karşısında alınan 1-0'lık yenilginin ardından İtalya karşılaşması, aslında önemli bir sınavdı. Fakat biz bu sınavdan başarılı çıkamadık ve sınıfta kaldı.

Bazı yenilgiler vardır, skor tabelası gerçeği anlatmaya yetmez. Bazı yenilgilerde ise skor, sahada yaşananların en acı özetidir.

Pazartesi akşamı Bursa’da yaşadığımız 4-1’lik İtalya mağlubiyeti, tam da böyle bir geceydi. Öyle bir geceydi ki adeta kabusu gördük.

İtalya karşısında daha maçın başında savunmada verdiğimiz açıklar, rakibe bıraktığımız alanlar ve oyunun kontrolünü rakibe teslim etmemiz, gecenin nasıl geçeceğinin işaretlerini verdi. Bastoni, Frattesi, Kayode ve Pio Esposito’nun golleri İtalya'nın üstünlüğünü skora taşıdı. Barış Alper Yılmaz'ın ikinci yarının başındaki golü ise yalnızca tabeladaki farkı azalttı.

Ama bu geceden geriye yalnızca skor kalmamalı. Ortaya konulan futbol Bursa’da yağan yağmur gibi çimlere gömülüp giden bir akşamdan geriye büyük bir hayal kırıklığı kaldı.

Çünkü sahada bir başka hikâye daha vardı: A Milli Takımımızın ve Real Madrid’in parlayan yıldızı Arda Güler.

Genç yıldız yine topu istedi. Yine sorumluluk almaktan kaçmadı. Rakip baskı yaptığında arkadaşlarının arasından çıkıp oyuna yön vermeye çalıştı. Ancak futbol tek kişinin omuzlarında taşınabilecek kadar basit bir oyun değil.

Arda'nın yeteneği tartışılmaz. Fakat Arda ne kadar iyi oynarsa oynasın, milli takımın savunma zaaflarını tek başına kapatamaz. Orta sahadaki kopukluğu tek başına gideremez. Hücumdaki üretim sorununu tek başına çözemez.

Bir yıldızın parlaması için etrafında ona ışık verecek bir takım gerekir. Bu gece ise Arda'nın etrafındaki takım, İtalya'nın oyununa cevap vermekte zorlandı.

Burada mesele yalnızca dört gol yemek de değil. Asıl düşündürücü olan, milli takımın maçın belirli bölümlerinde oyunun kontrolünü neden bu kadar kolay kaybettiği.

İtalya topu daha iyi kullandı, boş alanları daha iyi değerlendirdi ve bulduğu fırsatları cezalandırdı. Biz ise zaman zaman bireysel yeteneklerle oyunun içinde kalmaya çalıştık.

Oysa milli takımın ihtiyacı olan şey yalnızca yıldız oyuncular değil. Bir oyun aklı. Bir bütünlük. Bir plan.

Ve bu sınav bize şunu gösterdi; Türkiye'nin yetenekli futbolcuları var. Ama yetenek ile takım olmak arasında hâlâ aşılması gereken ciddi bir mesafe bulunuyor.

Üstelik önümüzde uzun bir milli takım maratonu var. İtalya ile rövanş da 5 Ekim'de oynanacak. Dolayısıyla bu geceyi yalnızca "4-1 yenildik" diyerek kapatmak kolaycılık olur.

Asıl soruyu sormamız gerekiyor: Bu takım, Arda Güler'in yeteneğini nasıl bir takım gücüne dönüştürecek?

Çünkü Arda'nın tek başına kurtarıcı olmasını beklemek, hem ona hem milli takıma haksızlık.

Arda'nın omuzlarında Türkiye'nin geleceğini taşımak yerine, Türkiye'nin geleceğini Arda'nın yanında omuz omuza taşıyacak bir takım kurmak zorundayız.

Bu gece İtalya kazandı. Biz ise yalnızca bir maç kaybetmedik; eksiklerimizi bir kez daha çok net gördük. Şimdi mesele, bu yenilgiden ne öğreneceğimiz.

Çünkü milli formanın ağırlığı, yalnızca büyük gecelerde değil, böyle ağır gecelerin ardından verilen cevaplarda belli olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi